Korku beyazdır cesaret siyah!

İlham BAKIR yazdı —

19 Haziran 2020 Cuma - 07:08

Faşizmin en koyu en karanlık günlerinden geçiyoruz. Her yer Amerika, her yer ‘siyahi’. Sokaklara kasvet dolu bir sessizlik hakim. Bir yangın sonrası tenhalığını, bir deprem sonrası şaşkınlığını yaşıyor insanlar. Herkes kendi içine hapis, herkes korkularına tutuklu. Ortalıkta sadece bir tane ses dolaşıyor. Bir tane mundar gölge kokmuş gölgesinin karanlığıyla örtmüş tüm güzelliklerini şehirlerin, sokakların, caddelerin. Gözler bu gölgenin karanlığından başka bir şeye değmiyor. Öyle bir ko(r)ku dolaşıyor ki bedenlerin, ruhların ta derinliklerinde hiçbir ağrılı kusmak söküp alamıyor insanların içinden bu ko(r)kuyu, bu mide bulantısını, bu ruh ve düşünce tiksintisini.

Siyaha kaskatı düşman beyaz bir irin damlıyor sokaklara mütemadiyen. Erkek ve beyaz, beyaz ve erkek. Salya balyaları, irin ve kusmuk nehirleri arasında yol almak her sabah ne ağır bir zulüm. Bilinirdi bu iklimin ne menem bir faşizmi olduğu, lakin bu kadarını kimse tahmin edememişti. Bu kadar açıktan ve hoyratça, bu kadar yakından ve zalimce çiğneneceğini yaşamının kimse tahmin edememişti. Hele kimileri çok uzaktı zulüm iklimine, mağdur acısı ve gözyaşına. Zinhar sabaha doğru evleri basılarak, evde ne var ne yok darmadağın edilerek gözaltına alınıp işkencelerden geçirilerek, bir kuytuda başına bir kurşun sıkılarak, yıllar yılı hapislerde yatarak devletin polis yüzüyle hiç karşılaşmamışlardı “birçok kimileri”.

Siyahiler iyi bilirdi oysa bu ülkenin, devletin neye tekabül ettiğini. Cümle ötekiler iyi bilirdi bir “senden olmayana” çizilen sınırın bir gram dışına taşarsa sevincin, umudun, özgürlük düşün; acılardan acı, sancılardan beğenmeye hazır olmalısın. Ölüm olabilir bedeli örneğin kendi dilinde şarkı söylemenin. Kendini, anneni, dilini, kimliğini yok saya saya ancak uzanabilirsin efendinin sofrası televizyon kanalındaki bir programa. Ola ki için burkulursa anneni hatırlayıp. Ola ki annenin minnacık çocukken kendi dilinde kulağına fısıldadığı bir ninni tam sahnedeyken aklına, ruhuna sökün edip gelirse, karşı koyamazsan bu ninniden bir kuble okumaya televizyon karşısında eli yüreğinde seni dinleyen annene bir selam olsun diye, efendiden izin almalısın. Efendinin dilinin dışında bir dilde bir devletlüden destur istemeden tekellüm edersen başına ne gelir bilirsin. Bilmiyorsan ilk fırsatta öğretirler. Öldüğün için öğrenememişsen, yaşayanlar öğrenir senin ölümle bedel ödemiş bedeninden.

Bu ülkede Siyahiler özgürdür, hiçbir ülkede olmadığı kadar. Ve bu ülkede en devletlüsünden en halkına, en sağcısından en solcusuna dünyanın bir ucunda zinhar bir Siyahiye bir şey olsa bütün vicdanı ayaklanır, beyazlığından utanır. Sefer eylemek ister zulmün üzerine, tarihinden tevarüs ettiği üzre, nerde bir mazlum varsa yanında durmak üzere. Kendi ülkesinde zinhar mazlum yoktur. Aslında siyah da yoktur. Siyahiler o kadar eşittir ki beyazlarla onların siyah olduğunu hatırlayan da yoktur zaten.

Bazen dış mihrakların tahrikiyle, teşvikiyle, olmadı para pul vaadiyle birileri biz siyahız ve eşit haklar istiyoruz derse “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse” olarak anasından emdiği ak süt, kara burnundan fitil fitil getirilir.

Oysa, oysa değişiyor bir şeyler hızla. Nasıl oluyorsa siyahlar hızla çoğalıyor. Siyahiler çoğaldıkça beyazların beyazlığı nasıl da sırıtıyor. Artık ülkenin en az yüzde ellisi siyah. Beyazlara, saflarını belli etme çizgisinde bir çağrı ile dolaşıyor bütün televizyon kanallarında, sosyal medya hesaplarında hükmeden irin kokulu ağızlardan. Siyahların safına itilen beyazlar nasıl da şaşkın, bu irin kokan ağızların muhatabı olmaktan, siyah yerine konmaktan. ’Siyah’ denen varlığın henüz ne menem bir cehennemden geçerek bugünlere geldiğinin ayırdında değil devletin zalim yüzüyle yeni yüzleşenler. Hala her zulmünde, her cendereyi sıkışında devletin şaşkınlıktan dillerini yutuyorlar. Hala cenazesi günlerce sokak ortasında bekletilen bir siyahın, terörist olduğu için o ölümü hakkettiğini düşünüyorlar. Hala ’Siyah’ların kentlerinin yakılıp yıkılışını hala huzur ve güveni sağlamak uğruna yapıldığını sanıyorlar. Hala başka diyarların siyahı için yas tutuyorlar elinde kırbaç dilinde kırbaç hüküm sahiplerinin ne kadar beyaz olduğunu göremeyecek kadar kör. Dünyanın bütün siyahları birleşin. Korku beyazlaştırır, esir eder. Cesaret siyahlaştırır, özgür kılar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.