Kürdistan bir bütündür, özgürleştirilmesi haktır

Demir ÇELİK yazdı —

3 Şubat 2022 Perşembe - 23:30

  • Zap, Metîna ve Avaşîn’de, Türk devleti köyleri boşaltıyor. kimseden ne bir ses, ne bir itiraz yükseliyor.
  • Aksine dili, kültürü, kimliği inkar sömürge Kürt halkının özgürlüğü için savaşan ve mücadele eden gerillası suçlanıyor.
  • Peki bu zihniyetin yanında kalarak destek verenlerin Kürt’e terörist, bölücü ve hain demelerine ne demeli?

1 Şubat Akşamı Türk savaş uçakları yine Kürt avındaydı. Şengal, Mexmur ve Rojava’ya dönük birden fazla noktayı eş zamanlı bombalayan savaş uçakları onlarca kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin yaralanmasına neden oldular. İnsanların büyük emek ve bedellerle yarattıkları değerler ve mekanlar yerle bir edilmiş, binlerce insan kışın soğuğunda dışarda yaşama mahkûm bırakıldı.

Şengal; Kürt Êzîdî inancından insanların kutsal mekanıdır. Binlerce yıldır Kürt Êzîdîler bu kutsal coğrafyalarında, devlete ve iktidara bulaşmadan inançlarının özgün ve özerk toplumsallığında canlı cansız tüm varlıklar için sabah güneşi, akşam ayı selamlayarak yaşam sürdürüyorlardı. Hümanist, ekolojist inançlarının ahlaki ve politik değerleri ile devletçi sistemin yanı başında kendi toplumsallıklarını sürdürdükleri için 74 kez fermana uğrarlar. İnkarcı, katliamcı ve soykırımcı devletlerle, devlet dinine dönüşen dinlerin saldırıları bu fermanlara rağmen durmaz. Êzîdîlerin topraklarını terk etmeleri, asimilasyonla Bakur’da Türk-İslam, Rojava ve Basûr’da ise Arap-İslam olmaları dayatıldı, dayatılıyor. Êzîdîlerin gerek yaşadıkları 74 fermandan, gerekse ulus devletlerin kendilerine dönük inkar, asimilasyon ve katliamlarından çıkardıkları temel ders kendi öz güçlerine dayanmaları olmuştur.  3 Ağustos 2014’te DAİŞ kutsal topraklarında 74. Fermanı yaşatırken ne Irak hükümeti ne de Kürdistan Federe devleti bu fermana karşı koymamış, soykırımı izlemekle yetinmişlerdir. Bunun üzerine Êzîdîler, meşru savunma temelinde örgütlenmiş, Kürt Özgürlük Hareketi’nin de desteği ile kutsal topraklarını işgalden kurtararak Demokratik Özerk Şengal’in inşasına girişmişlerdir. Dişleri ve tırnakları ile yarattıkları özerk Şengal Statüsü, başta Türk devleti olmak üzere, Irak, Suriye ve Güney Federe devletinin karar vericileri tarafından yok hükmünde görülmüş, ortadan kaldırılması gereken ortak tehlike olarak yaftalanmıştır. Bu nedenle bir yandan Türk devleti, öte yandan Irak ordusu ve Roj Peşmergeleri özerk yönetime saldırmaktadır. Irak devletinin egemenlik sahasında olmasına rağmen Türk savaş uçakları ve SİHA’ların havadan, MİT ve ajanlarının karadaki operasyonlarına ses çıkarmamakta, istihbari bilgi vermekte, lojistik destek sunmaktadırlar.

Aynı şey Mexmur içinde geçerlidir. 1990’lı yıllarda Bakur Kürdistan’da devam eden kirli savaşta koruculuğu kabul etmeyerek köylerini ve ata topraklarını terk eden on binlerce Botanlı Kürt’ün yaşama tutundukları kampın adıdır Mexmur. Musul’a yakın çöl sayılan alana kurulan bu kamp, BM’nin denetim ve gözetimdedir. Kamp sakinleri onlarca yıl tüm yoksunluklarına rağmen bu çölü yeşil bir vahaya dönüştürmüş, demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü paradigmanın yaşam bulduğu devlet ve iktidar dışı toplumsallığa can katmışlardır. Türk devleti, Irak devleti ve Kürdistan Federe devleti, Mexmur’un demokratik özerk konumunu kabul etmemekte, dağıtmanın, lağvetmenin ortaklaşması içindedirler. Irak’ın egemenlik sahasında bulunan kamp son on yılda onlarca kez bombalandığında Irak hükümeti itiraz edeceğine, istihbari bilgiyi paylaşmakta, lojistik destek vermektedir. Keza Güney Federe devleti’de kendisi gibi Kürt olan kamp sakinlerine Kürt gelenekleri gereğince sahip çıkacağına, hem Türk devletinin saldırı ve bombardımanına sessiz kalıyor, hem de ekonomik, siyasi ve diplomatik ambargo uyguluyor.

Rojava’ya olan saldırılarda da aynı zihniyet devredeyken, aktörlerin değiştiğini görmekteyiz. Kürdistan’ın Rojava parçası Suriye’nin egemenlik sahasıdır. Rojava’da yaşayan 3-4 milyon Kürt yakın zamana kadar Suriye’de kimlik ve mülk edinme hakkından yoksundu. İnkar, katliam ve asimilasyonda sınır tanımaz vahşi bir uygulama söz konusuydu. 2011 yılında Suriye’ye yönelik müdahalelerin yaşandığı süreçte, Rojavalı Kürtler ne emperyalistlerin paylaşım savaşına ne de Arap milliyetçi ulus devletin inkarcı ve katliamcı zihniyetine yedeklendiler. Kendi öz güçlerine dayanarak üçüncü yolu esas aldılar. Bu sayede hem Türk devletinin 'misakı milli sınırlarım' diyerek hegemonik ve yayılmacı politikalarının önüne geçtiler, hem de Türk devletinin sevk ve idare ettiği DAİŞ’i yenilgiye uğrattılar. Elde edilen bu zaferde ben merkezci davranmayarak, Rojava’da yaşayan tüm halklar, inançlar ve farklı siyasal düşünceden toplum kesimleri ile birlikte Demokratik Özerk statüyü ete kemiğe büründürdüler. Yokluklar ve yoksunluklar içinde olmaları yetmezmiş gibi Türkiye, Irak ve Suriye devletleri tarafından ablukaya alınmış, Güney Federe devletinin ambargoları ile içten çökertilmek istenmiştir. Rusya’nın onayı ile Türkiye Efrîn’i işgal ettiğinde Suriye’nin gıkı çıkmadığı gibi işgal sonrasında Türk devletinin Efrîn’e kaymakam atamasına, okul, banka ve PTT şubelerini açmasına da ses çıkarmamıştır. Aynı durum Serêkanîyê ve Grê Spî işgal edildiğinde de yaşandı. ABD ve Rusya’nın onayı ile Türkiye 30 km genişlikte, 50 km derinlikte Suriye topraklarını işgal ettiğinde ses çıkarmamış, BM başta olmak üzere Türkiye’ye karşı girişim içinde olmamıştır. Türk devletinin işgal ettiği Suriye’de her gün insanlık dışı vahşet uygulanırken de ne Suriye’den ne de insan hakları örgütleri başta olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlardan itiraz gelmemiştir.

Irak’ın dolayısıyla Kürdistan Federe Devletinin egemenlik sahası olan Zap, Metîne ve Avaşîn’de, Türk devleti köyleri boşaltıyor, ormanları kesiyor-yakıyor, karadan ve havadan her gün bölgeyi bombalıyor, kimyasal silah ve zehirli gazlar kullanıyor, bölgenin florası ve faunasını yok ediyor, demografisini değiştiriyor ve işgal ediyorken kimseden ne bir ses, ne bir itiraz yükseliyor. Aksine dili, kültürü, kimliği inkar sömürge Kürt halkının özgürlüğü için savaşan ve mücadele eden gerillası suçlanıyor. Türk devletinin işgal ve saldırıları meşru gösteriliyor. Koçgirî, Şêx Seîd, Ağrı, Zîlan, Dersim soykırımlarında, Mahabad Cumhuriyetinin çökertilmesinde, Halepçe ve Qamişlo soykırımında, Roboskî’de Kürtler katledilip soykırımdan geçirilirken de sömürgeciler Kürtlere şaki, eşkıya, bölücü ve hain diyerek kendi soykırımcı zihniyetlerini gizlemeye, katliam ve soykırımlarında biz Kürtleri ikna ile rızalık üretmeye baktılar. Bugün de Türkiye, Iran, Irak ve Suriye, PKK terörist diyerek direnen ve mücadele eden Kürtlerin soykırımında beyaz Kürtler nezdinde rıza üretmeye çalışıyorlar. Çünkü bu dört devlet Kürdistan’ı işgal eden, yer altı ve yer üstü zenginliklerine el koyanlardır. Kürt ve Kürdistan karşıtlığında birbirinin yardımına koşacaklarının sözünü vermiş, gereğini de her seferinde yerine getiren sömürgeci, soykırımcı devletlerdir. Onların işi kırım, katliam ve soykırımdı. Peki bu zihniyetin yanında kalarak destek verenlerin Kürt’e terörist, bölücü ve hain demelerine ne demeli?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.