• Prokrustes, devletin biçimlendirme ve disipline etme gücünü; Medusa, iktidarın değişen yüzünü ve rıza üretme kapasitesini; faşizm ise yeniden seferber edilen repertuvarı temsil eder.
  • Bahçeli’nin tutumu, Prokrustes’in demir yatağını bütünüyle terk etmekten çok, koşulların gerektirdiği ölçüde onun yerine Medusa’nın sevimli yüzünü koymak olarak okunabilir.
  • Değişen yüz, demir yatağın ortadan kalktığını değil, iktidarın kendisini yeni koşullara uyarladığını gösterir. Demir yatağın kendisi sorgulanmadıkça tahakkümün sürekliliği bozulmaz.

ŞEMSETTİN ÖZER

Türk siyasetinin kuruluş felsefesi; Prokrustes, Medusa ve faşizmin üçlü diyalektiği üzerinden okunabilecek antidemokratik bir sistem üzerine kuruludur.

Bu mantık, bireylere sürekli yaşam formları dayatan ve kendisini tarihsel koşullara göre yeniden üreterek varlığını sürdüren bir sistem olarak hep Prokrustes’in demir yatağı olageldi. Yatağın başında duran Prokrustesler değişse de demir yatağın kendisi, yani devletin toplumu belirli kalıplara sokma arzusu, varlığını sürdürdü. Mesele, devletin demir yatağının varlığından çok, toplumu bu yatağa nasıl yatırdığıdır.

Sınırlar, kimlikler, cinsiyet kalıpları, genişleyen egemenlik alanları ve daralan özgürlükler; iktidarın filtrelerinden süzülerek belirli öznellikler üretir ve faşizan eğilimlerin yeniden üretilmesine zemin hazırlar. Dolayısıyla Türk devleti, tarihsel olarak Türk olmayan halkları ve Sünni olmayan inanç gruplarını ya Prokrustes’in yatağına yatırarak kendi kalıplarına uydurmaya çalıştı ya da buna itiraz edenleri ortadan kaldırmayı bir hedef hâline getirdi.

Prokrustes’in demir yatağı

Demir yatağa sığmayan beden ya kesilir ya da gerilmeye zorlanır. Böylece farklılık, bir özgürlük imkânı olmaktan çıkar ve siyasal iktidarın disipline etmesi gereken bir soruna dönüşür. Devlet, yalnızca zor ve baskı üzerinden varlığını sürdürmez. Tarihsel koşullar değiştikçe kendi dilini, söylemini ve meşruiyet araçlarını da farklı yöntemlerle günceller. Tam bu noktada Medusa’nın sevimli yüzü belirir.

Medusa’nın sevimli yüzü 

İktidar, gerektiğinde sertliğini yumuşatır; yasakların yerine vaatleri, doğrudan baskının yerine rızayı, çıplak zorun yerine özgürlük söylemini geçirir. Ruhunu konjonktüre göre güncelleyen siyaset, değişiyormuş izlenimi yaratarak özündeki sürekliliği korur. Ne var ki bu yumuşama, antidemokrasinin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Aksine, geride bırakıldığı düşünülen faşizan repertuvar, gerektiğinde yeniden kullanılmak üzere yedekte tutulur.

Meselenin özü burada düğümlenir: Prokrustes, devletin biçimlendirme ve disipline etme gücünü; Medusa, iktidarın değişen yüzünü ve rıza üretme kapasitesini; faşizm ise gerektiğinde yeniden seferber edilen dışlayıcı ve otoriter siyasal repertuvarı temsil eder.

Faşizmin yedek repertuvarı

Bu çerçevede Devlet Bahçeli’nin siyasal tutumu, Prokrustes’in demir yatağını bütünüyle terk etmekten çok, koşulların gerektirdiği ölçüde onun yerine Medusa’nın sevimli yüzünü koymak olarak okunabilir. Böylece sert ve dışlayıcı siyasal çizgi, gerektiğinde daha yumuşak bir söylemle sunulurken alttaki yapısal süreklilik korunur. Değişen yüz, demir yatağın ortadan kalktığını değil, iktidarın kendisini yeni koşullara uyarladığını gösterir. Böylece iyi polis-kötü polis oyunu üzerinden siyasal alan yeniden düzenlenir.

Üçlü diyalektiğin özü şudur: Devlet, kalıbı kurar; siyaset, bu kalıbı meşrulaştırır; faşizan refleksler ise kalıba direnenleri yeniden hizaya sokmanın bir aracı olarak saklı tutulur. Yüzler değişir, söylemler yenilenir, ancak demir yatağın kendisi sorgulanmadıkça tahakkümün sürekliliği bozulmaz.

Türk siyasetini bu üç metafor üzerinden okumak, onu yalnızca iktidarların değişimiyle açıklamak yerine, değişen iktidarların ardındaki yapısal sürekliliği sorgulamayı mümkün kılar. Prokrustes, demir yatağını korur; Medusa, yüzünü dönemin ruhuna göre yeniler; faşizm ise siyasal düzenin olağan araçları yetersiz kaldığında başvurulabilecek bir yedek kuvvet olarak bekler.

Bu nedenle Türk siyasetinin mahareti, yalnızca hangi argümanı savunacağını bilmesinde değildir; hangi tarihsel anda, hangi toplumsal kesime karşı, hangi söylemi ve hangi baskı biçimini devreye sokacağını belirleyebilmesindedir.

Devlet Bahçeli ve Kürt meselesi

Devlet Bahçeli, bir dönem Kürtler açısından Prokrustes’in demir yatağını hem ideolojik hem de taktiksel düzlemde temsil eden siyasal aktörlerden biriydi. Değişen dengeler ve siyasal koşullar karşısında, bu kez Kürtlerin empatisini kazanmanın yollarını aramaya başladı ve Medusa’nın sevimli yüzünü göstermeye yöneldi. Oysa Kürtler, ne demir yatağını unutmuştu ne de Medusa’nın sevimli yüzüne kolayca kanacaklardı.

Yaklaşık iki yıldır iktidar cephesinin “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı süreç, Kürtler açısından ise bir barış süreci olarak anlamlandırılıyor. Bu süreçte Bahçeli’nin söyleminde yaşanan değişim, demokratikleşme ve Kürt siyasal iradesini tanıması değildir; sadece değişen koşullara ve baskıyla teslim alınmayan Kürtlere karşı Medusa maskesinin takması oldu. Devlet için taktik son derece yerindeydi, Kürtler ise  temkinliydi.   

Tarihsel olarak İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasında antagonistik çelişkiler olsa da mesele Kürtler olduğunda bir araya gelmeleri ve Kürt katliamlarına ortak imza atmaları Kürtler tarafından çok iyi biliniyor. Son dönemde Türk devletinin Bağdat merkezli toplantılarının ve ittifaklarının hedefinde Kürtler olduğu kesindir. Bu yüzden Medusa’nın yüzü Kürtler için en tehlikeli yüzdür.

Asıl mesele, söylemin yumuşamasından da ibaret değildir. Belirleyici olan, bu değişimin demokratik hakların tanınmasına, siyasal özgürlüklerin genişletilmesine ve farklı kimliklerin eşit yurttaşlar olarak kabul edilmesine ne ölçüde yansıdığıdır.

Bahçeli’nin Medusa’nın sevimli yüzü, Kürtlerin bir araya gelmesiyle yeniden bozulurken, olası bir İran denkleminde Kürtlerin MERİ Konferansı’nda bir araya gelmesinden de rahatsızlık duyacağı açıktır. Kürtlerin bu olası denklemden faydalanmasını engellemek için “PJAK silah bıraksın” çağrısında bulunan Bahçeli, teslimiyet dışında hiçbir seçeneği öne sürmeden her parçadaki Kürt örgütlerinin kendi sömürgelerine koşulsuz teslim olmasını istiyor; aksi hâlde Osmanlı’nın tokadını yiyecekleri tehdidinde bulunuyor. Böylece Medusa’nın sevimli yüzünün maskesi kısa sürede düştü, kel göründü.

Kürtler yabancısı değil

Evet, Kürtler açısından demir yatak yerinde duruyorsa Medusa’nın sevimli yüzü, yapısal dönüşümün değil, değişen koşullara uyum sağlayan bir siyasal stratejinin ifadesi olarak zaman zaman kendini gösteriyor. Evet, Kürtleri bekleyen tehlike büyüktür. Bu iki yıllık oyalama ve her şeyi zamana yayarak dengelerin nasıl kendi lehine döneceğini gözeten politikayı izleyen AKP devleti, Medusa rolünü Bahçeli’ye vererek Kürtlere sevimli yüzünü göstermeye çalıştı. Asıl mesele, Kürtleri bölgeden müttefiksiz bırakmak ve dünyada diplomasi, siyaset yapamaz duruma getirmektir. Müttefiksiz, bir çatı altında yürütülmeyecek Kürt diplomasisi ve kısacası gelişmeyecek Kürt birliği geleceksiz bir Kürt’tür. Medusa, bunu istiyor

Sonuç olarak: Kürtler, Medusa’nın sevimli yüzüne hiç yabancı değiller. Asıl tehlike ise bu yüze empatiyle yaklaştıkları an olacaktır.