MGK’nin katletme kararı ve CHP’nin tutumu

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

23 Haziran 2020 Salı - 12:50

Leyla Güven ve Musa Farisoğulları MGK kararıyla tutuklandılar. AKP-MHP kararda yer aldı ve resmi formaliteyi yerine getirdi. Kirli basın ise yalanlarla ırkçılığı şişirdi. Bir cinayet senaryosu böyle yazıldı.

Leyla Güven’in hapishanedeyken başlattığı açlık grevi 200 gün sürdü. Hastalığının olduğu biliniyordu. Açlık greviyle beraber bu durum daha da ağırlaştı ama hep o bitimsiz, örnek moraliyle ayakta kaldı. O zaman kendisi yaşam için, özgürlük ve demokrasi için ölüme yatmıştı, şimdi iktidar onu ölüme gönderiyor!

Musa Farisoğulları daha önce 4 kez hapishaneye girip çıktı. Asla yılgınlık, yorgunluk belirtisi göstermedi. Sonuncusunda çok ağır bir ameliyat geçirdi. Ölümden kıl payı döndü. Yeni bir hapislik sürecine dayanacak irade ve morale sahip olsa da hastalık ve ameliyatlarla muhatap olan beyin ve kalp sorunları, iktidarın amacını ortaya koymaktadır.

İkisi de katledilmek istenmektedir. Dışarıda açık saldırıyla yapamadıklarını tutuklamayla, hapishanede yapmak istiyorlar. Tepkileri kaldıramazlarsa bir ihtimal serbest bırakırlar ama onlara karşı yapılan darbeyi geri almazlar; siyasi cinayet işlenmiştir zaten. Ayrıca tüm siyasi rehineler toplu katliamın hedefindeyken onları da toplu katliam mekanına götürmüşlerdir.

Önce tutuklanıp sonra serbest bırakılan Enis Berberoğlu’nun geçmişteki gazeteci kimliği biliniyor. “Susurluk” ve “Yüksekova” çeteleri üzerine kitaplar yazmıştı. Milletvekilliği döneminde, Rojava’daki IŞİD çetelerine silah taşıyan MİT TIR’larını deşifre ettiği için tutuklanmış ve 25 yıl ceza bunun için verilmişti. Şimdi de Demokles’in Kılıcı başında sallandırılmaktadır.

Vaktiyle Kılıçdaroğlu Ankara’dan İstanbul’a 25 gün yürümüştü. O zaman da birçok çevre “bu yürüyüş neden Edirne’ye dek sürdürülmüyor?” diye eleştirilerde bulunmuştu.

Buna rağmen İstanbul seçiminde HDP CHP’den bağımsız bir strateji izleyip AKP karşısında sonuç alınmasını sağladı. Bir de bu yüzden HDP’nin ödediği bedelleri CHP hiç düşündü mü? İstanbul seçimi ardından tutuklu eşbaşkanlar ve milletvekillerine saldırılar arttı, serbest bırakılmadıkları gibi HDP topyekûn hedefe alındı, sömürge valilerinin atandığı belediye darbeleri geldi ve bunlara karşı CHP vitrinlik pozlarla yetindi.

Son dönemlerdeki tartışmalarda iktidar yine, gerçek olmadığı halde HDP’ye yakınlık üzerinden CHP yönetimine yüklendi ve CHP her zamanki gibi “teröre karşıyız” diyerek alışıldık savunmacı pozisyonunu takındı. Kendini savunurken HDP’ye ve daha çok da Kürt halkına vurmayı, hakaret etmeyi, ikide bir “terör” lafını diline dolamayı siyaset sanan ve iktidara yedeklenen, dolayısıyla tek bir adım ileriye gitmeyen aksine faşist saldırılara sessizce ortak olan bir CHP var.

Oysa İstanbul başarısından sonra demokratik siyasi çevrelerde iyimser bir öngörü vardı: CHP ve HDP demokratik ittifakla seçime girip faşist-çete koalisyonunu devirebilir ve birlikte hükümet kurabilirlerdi. Seçimin ne zaman yapılacağı belli değil ama AKP hazırlıklara başlamış bile…

Seçim ittifakı için HDP, CHP, Deva gibi partiler bir araya gelir mi gelmez mi bunlar seçim zamanının işleridir. Yeri geldiğinde herkesle görüşülebilir. Fakat HDP açısından kimi hususlar netleşmiştir: Kimle görüşürse görüşsün HDP Demokrasi Bloğunun öncüsü olarak, bu kimlikle görüşür. Kimsenin kuyruğuna takılmaz. HDP Eşbaşkanlarının son açıklamaları gerekli netliği sağlamıştır. Bunu en çok da CHP’nin anlaması gerekiyor.

Mezarlara, kutsallıklara saldırılması, cenazelerin kaçırılması, en son olarak da Ankara’nın ortasında katledilen Kürt genci için ne yaptı CHP? Milletvekillerinin tutuklanmasından sonra ise “sokağa çıkmayın” diyen bir CHP var.

Öyle kolay mıdır?

“Nefes alamayan” bir halka “sokağa çıkmayın” demek “öl” demekle aynıdır.

Lakin son sözü hep direnenler söylemiştir; CHP olmasa da HDP “Demokrasi Cephesi”ni örmeye devam edecektir. Bedelleri büyük de olsa nihayetinde demokrasi tarihini direnenler yazacaktır!

Sürekli saldırı altında olmasına rağmen HDP doğru bildiği yolda yürüyüşünü sürdürdü. Bu iradeye ancak saygı duyulur. HDP içinde bazen ufak dalgalanmalar olduysa da temeli sağlam, demokratik çizgisi nettir.

Tüm muğlaklaştırma girişimlerine rağmen HDP demokratik siyasetin ve alternatifin en büyük ve en güçlü adresi durumundadır. Faşizm karşısında direnen, eşbaşkanlık sistemine dayanan, demokratik katılıma, eleştiriye ve gelişmeye açık özelliğiyle HDP Ortadoğu’nun parlayan yıldızıdır. Son kongresinde Ortadoğu halklarının, kadınların, gençlerin büyük buluşmasına tanık olunmuştu. Saldırılar bu yüzden arttı. İktidarın seçim hazırlığı da buna eklendi. Fakat saldırılar arttıkça HDP’nin misyonu ve gücü büyüdü.

Faşist iktidar en çok sokaktan korkuyor. Sokak, demokrasinin gerçek kalesidir. Sokağı da ülkeyi de faşist güruhtan temizlemek için bedel ödemeye hazır bir halk var. Bu parti de bu fedakâr halkın, halkların partisidir. Durdurulamaz, sindirilemez; ülkeyi yönetmeyi hak eden bu parti rehin alınamaz!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.