Millet Erdoğan’ı Bakü’yü zapt etti sanıyor 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

13 Aralık 2020 Pazar - 23:00

  • Çakma Enver Paşa kılığındaki Erdoğan’ın başında bulunduğu Türk emperyalizmi de 3. Dünya Savaşı denilen savaşta yenildi. Erdoğan tıpkı Enver Paşa’nın yenilgi sonrası yaptığı son hamlelere benzeyen bir adımı Ermenistan’a karşı attı. 

Türk bölgesel emperyalizminin durumu ne? “Korkutucu” mu, “ürkütücü” mü? Neyin nesi?

Şu son Ermenistan-Azerbaycan savaşında TC’nin oynadığı role bakanlar, Erdoğan’ın başkomutanlığında Türk-İslam Ordusu’nun Enver Paşa’dan devralınan pan-İslamist, pan-Turanist Cihad’a kalktığını sanmakta.

Bu benzetmede bir hakikat payı var. Türk tarihinin en maceraperest ve en yeteneksiz paşası Enver Paşa, ölümünden az önce, 1922 Şubatında alevin sönmeden az önce aniden parlaması gibi Duşanbe’yi zaptetti. Sovyet askeri gücünü esir aldı, oradan Horasan’a yürüdü. Sonra da aniden “söndü.” Tacikistan’da Bolşevikler tarafından öldürüldü. Birinci Dünya Savaşı’ndaki yenilginin son perdesi de böylece kapandı.

Çakma Enver Paşa kılığındaki Erdoğan’ın başında bulunduğu Türk emperyalizmi de 3. Dünya Savaşı denilen savaşta yenildi. Erdoğan tıpkı Enver Paşa’nın yenilgi sonrası yaptığı son hamlelere benzeyen bir adımı Ermenistan’a karşı attı. Geçtiğimiz gün Bakü’da “zafer” gününü kutladı, Enver paşayı yadetti. Bunu yaparken, kendi sonunun da tıpkı Enver gibi geldiğini düşündü mü, düşünmedi mi, bilmiyorum. Ama ben sonunun geldiğini biliyorum.

Türk emperyalizmi görünüşe göre Libya’dan Kafkasya’ya kadar yayılan ve esas hedefi Rojava ve Başûrê Kurdistan’daki statüyü yok etmek olan savaşta yenildi. Kanlı savaş alevi sönmeden önce Bakü’de parladı. Bu parlamayı görenler şaşkın. Göreceksiniz, alev az sonra sönecek…

Bakü’de şaşıran kardeşlerimiz, AB’nin Türkiye’ye uygulayacağı yaptırımlarla ilgili de şaşırdılar. AB liderlerinin “ılımlı” açıklamasından Türkiye’nin ne kadar vazgeçilmez olduğu sonucuna vardılar. Hatta Erdoğan’ın AB karşısında zafer kazandığını sananlar bile var. O halde duruma bakalım:

Geçtiğimiz gün liberal-demokrat akademisyen Prof. Eser Karakaş çok önemli bir veriyi açıkladı. Okuyalım:

“AB ve ABD ile büyük krizlerin başlangıç günlerinde Türkiye’nin milli geliri bir trilyon dolara gelmişti. (…) Ve bugün Türkiye’nin milli geliri yaklaşık yedi yüz milyar dolar.(…) Milli gelirde senelik kaybımız ortalama iki yüz elli milyar dolar. İki yüz elli milyar dolar mesela nedir derseniz, Yunanistan gibi bir ülkenin milli geliridir. (…) Bu kaybı dört, beş sene üzerinden hesaplarsanız toplam kaybımızın bir trilyon doları aştığını göreceksiniz.”

Malum bu “dört-beş sene”, Erdoğan’ın çözüm sürecini yıkıp, Kürdistan’a savaş açtığı ve Arap Baharı’ndan istifadeyle Üçüncü Dünya Savaşı’na tıpkı Enver Paşa gibi Türkiye’yi sürüklediği dönemdir. Ve Türk devleti bölgesel emperyalist savaşa adım attığı sırada bir trilyon dolarlık bir devletti ve bu savaşın sonunda yıllık 750 milyar dolarlık bir devlet haline geldi, toplam 1 trilyon dolar kaybetti ve böylece yeni “seferlere” çıkmak için elinde, yani hazinesinde ve Merkez Bankasında para kalmadı. Elindeki para şimdilik ordusunun, polisinin, jandarmasının, bekçisinin, MİT’inin, Sarayı’nın, İHA’larının, SİHA’larının  masraflarını karşılamaya ancak yetiyor.

Özetle yenildiler.

Şimdiki aşama Türk bölgesel emperyalizminin küresel emperyalist ülkelere, her savaşta yenilenlerin başına geldiği gibi, teslim olma aşamasıdır.

Faşist rejim yıkılıp gitmeden önce, bu yıkılma sürecine demokratik bir içerik kazandıracak olan Kürt özgürlük hareketine, PKK’ye, legal ve parlamenter alanda HDP’ye azami zarar vermek için son çabayı harcıyor. İşin en kötü yanı ise onun bu çabası küresel güçlerin en militarist ve gerici kesimleri tarafından da destek görüyor.

Eğer Erdoğan-Bahçeli rejimine karşı güçlü ve ikna edici bir politik alternatif ortaya çıkmazsa küresel güçler, AB ve ABD faşist rejimi, bizim adımıza elbette yıkmayacaklardır. Şimdiye kadar durumu nasıl idare ettiyseler, öyle idare etmeye devam edeceklerdir.

O nedenle HDP’nin dediği gibi rejimin yıkılması demokratik ittifakın kurulmasına ve güçlü bir alternatif haline gelmesine bağlıdır. Alternatif haline gelmek demek, “ilk seçimde” kazanmak değildir. Çünkü o “ilk seçimin” yapılması şu anda muhalefetin değil, Erdoğan’ın inisiyatifindedir. Bugünün meselesi, “seçim” de dahil, alınacak tüm kararlarda inisiyatifin muhalefete geçmesidir.

Bu nasıl olacak?

Bazı ipuçları ortaya çıkmış bulunuyor. HDP Eşbaşkanı Sancar’dan sonra, geçtiğimiz gün, CHP’nin önde gelen isimlerinden biri olan Faik Öztrak da “Erdoğan istifa” dedi. Her iki partinin de Erdoğan’ı istifaya ve rejimi erken seçime zorlama konusunda giderek birbirine yakınlaştığı görülüyor. Eğer bu iki parti kendi tabanlarını sokakta harekete geçirirse, işte o zaman hem demokratik ittifak kurulur, hem de inisiyatif muhalefetin eline geçer.

Sorun şurada: Kürt özgürlük hareketi kendi kitlesini son hamlesiyle, Öcalan’a özgürlük kampanyasıyla sokakta hazırlıyor, buna karşılık CHP’de en küçük bir hareketlenme yok.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.