Muhtemel, ihtimal, öngörü ve belki… 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

16 Eylül 2021 Perşembe - 23:00

  • Demokratik muhalefet rejimi yıkma amacına ulaşamasa bile, şimdiden “kirli uzlaşmaya” karşı çıkarak, bu uzlaşma gerçekleştiğinde onun demokratik alternatifi olacaktır. 

Geçtiğimiz hafta yazdığım yazılardan birinde, Türk siyasetinin önünde duran bir “ihtimalden” söz ettim. Bu ihtimal, HDP dışındaki partilerin “ortak” bir Cumhurbaşkanı adayı etrafında “uzlaşma” ihtimaliydi. “Ortak” adayın da Erdoğan ve adamlarından “hesap sormayacak” bir aday olacağını, bunun da muhtemelen Abdullah Gül olacağını da yazmıştım. Erdoğan ancak kendisiyle birlikte birçok suça ortak olmuş böyle bir adayın, “senden hesap sormayacağım” sözüne güvenebilir ve böylece seçimin yolunu açabilir diye öngörüde bulunmuştum. A.Gül’ün Millet ve Cumhur ittifakının “ortak adayı” olabileceğini de eklemiştim. 

Derken birkaç gün sonra, eski AKP vekili Emin Şirin üst üste bu konuda konuştu. “Herhangi bir nedenle Erdoğan’ın aday olmaması durumunda A.Gül’ün aday olacağını” açıkladı. Daha da önemlisi 2018 yılında Gül’ün bir demecini de hatırlattı. Buna göre Gül, “kamuoyuna mal olmuş bir kişi olarak ‘tüm’ partilerin adayı olabileceğini” ifade etmiş, aynı zamanda da böyle bir adaylıkla Cumhurbaşkanı olursa “devr-i sabık yaratmayacağını” da açıklamıştı. Erdoğan’ın çocukları benim çocuklarımdır bile demişti. “Devr-i sabık yaratmayacağım” demek, malumunuz, devrilen iktidarın işlediği suçların hesabını sormayacağım demek. 

Öyle görünüyor ki, Erdoğan böyle bir pazarlık sonucunda kendisini ve ailesini garanti altına alırsa, bir ihtimal tekrar aday olmayacak. Bilindiği gibi zaten zamanında yapılacak seçimde, Erdoğan Anayasa gereği “üçüncü defa” aday olamaz. 

Bu ihtimali doğrulayan bir konuşma da Akşener’e ait. Sözcü Gazetesinden Deniz Zeyrek’e verdiği demeçte “uzlaşmayı” çağrıştıran cümleler kurdu. Zeyrek’i okuyalım: 

Geçmişte AK Parti seçmenlerinin kendisine tepki gösterdiğine dikkat çeken Akşener, artık AK Parti seçmenlerinden “Reise yardımcı olun, destek olsun” cümlelerini duyduğuna işaret etti. Akşener'e “Peki Cumhurbaşkanı parlamenter sisteme geçmeyi vaat ederek gelirse ne olur” sorusunu da yönelttik. Akşener, bu konuda artık tek muhatabın kendileri olmadığını ifade etti ve şöyle dedi: Millet İttifakı'ndaki partiler, yeni kurulan partiler güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda hemfikir. Sayın Erdoğan Parlamenter Sistem içinde bir çağrı yapacaksa, bütün muhalefet partilerine yapmalı. Sadece bana değil. 

İşte böyle. Ufukta HDP’yi dışlayan bir “milli mutabakat” ihtimali var.  

Bu “milli mutabakat” bir bakıma 2. Dünya Savaşı sonrasında “çok partili” sisteme geçiş konusundaki CHP-DP uzlaşmasını andırmakta. Bilindiği gibi İnönü hükümeti savaşın başında Nazi Almanyası ile gizli bir ittifak içindeydi. O yılların Cumhuriyet Gazetesinin arşivine girenler, Türk Genelkurmayı’nın Hitler’i ziyaret haberlerine ulaşabilirler. Bu gizli anlaşma gereği Türkiye Nazilere krom ve pamuk satmış, denizaltılarının boğazlardan gizli girişine göz yummuştu. Bu nedenle savaş sonunda Sovyetler Türkiye’yi “yenilenlerin” safında saymış, ancak Soğuk Savaş’ın başlamasıyla birlikte ABD, “savaş suçlusu” Türkiye’yi NATO şemsiyesinde korumaya almıştı.  

İşte Türkiye’nin çok partili rejime geçişi bu tarihsel gelişmelerin sonucu olmuştu.  

Türkiye şimdi de “Üçüncü Dünya Savaşında” yenildi. Ve dünya bu defa da “ikinci soğuk savaşın” eşiğinde. ABD bu defa Türkiye’yi Rusya ve Çin’e karşı “korumaya” almadı. Daha beteri oldu. Türkiye ABD’ye teslim oldu ve şimdi yeni soğuk savaşta NATO’nun emrinde özellikle Rusya’ya karşı kullanışlı bir araç halindedir.  

Sözünü ettiğim “milli mutabakat” bu gelişmelerin bir sonucu olarak gündeme geldi. Türk usülü faşizmden “biçimsel” parlamenter rejime “yumuşak” yeniden iniş ihtimali o nedenle belirdi.  

Eğer demokratik muhalefet sistem partilerinin yönetimlerini tabanlarından tecrit etmeyi başarabilseydi, faşist rejimi yıkmak ve demokratik cumhuriyeti kurmak mümkün olabilirdi. Ne yazık ki, bu en azından şimdilik başarılamadı. Ama hala yapacak işimiz var: 

Bu durumda demokratik muhalefet böyle bir “demokrasiye ihanet” ihtimalini hesaba katarak, yönetimi “uzlaşmaya” hazırlanan muhalefetin tabanına, AKP-MHP-Ergenekon rejimini, geniş bir demokratik cephe kurarak devirme çağrılarında bulunmaya devam etmelidir. Demokratik muhalefet rejimi yıkma amacına ulaşamasa bile, şimdiden “kirli uzlaşmaya” karşı çıkarak, bu uzlaşma gerçekleştiğinde onun demokratik alternatifi olacaktır. 

Yani demem o ki, demokratik muhalefetin saflarında “bu uzlaşmadan bize de kırıntı düşer” gibi bir “esnekliğe” asla izin verilmemelidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.