Qazî Muhammed’in anısına!

Demir ÇELİK yazdı —

8 Nisan 2021 Perşembe - 23:00

  • Qazi Muhammed'in idam öncesinde kaleme aldığı vasiyetname, bizler için yol gösterici olma niteliğindedir: "Birlik olursanız, millî birliğinizi sağlarsanız, birbirinizi kıskanmazsanız, kendinizi düşmana satmazsanız, siz de kurtulursunuz…"

31 Mart 1947 yılında İran Devleti tarafından idam edilen Qazi Muhammed’in şehit edilişinin 74.’ncü yıl dönümü geçen haftaydı. Ostern tatili nedeni ile gazetemiz yayınlanmadığından kaleme aldığım yazıyı bu hafta paylaşmak istedim.

Tarihsel kişiliklerin ve önderlerin benmerkezci, birazda kompleksli oldukları gerçeğine karşın Qazî Muhammed, mütevazi ve alçak gönüllü kişiliği ile tarihe damgasını vuran nadir önderlerdendir. Mahabad Kürt Devleti Cumhurbaşkanı Qazî Muhammed’in özel yaşamı sade, gösterişten uzak, herkesi kendisi kadar hak sahibi gören, sevgi ve paylaşmaya dayalı kişiliği ile öne çıkmaktadır. Rojhilat Kürt Hareketinin lideri olmasına karşın, kendisini merkeze almayan, dayatmayan, her şeyi kendisinde merkezileştirmeyen Qazî Muhammed 11 Şubat 1946’da Mahabad Parlamentosunda Cumhurbaşkanı seçilir.

16 Kasım 1946'da Sovyetler Birliği’nin (SSCB) İran'dan çekilmesinin ardından, İngiltere'nin desteğini alan İran, Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ne saldırır. Qazi Muhammed, Kürtlerin katliamlara maruz kalmaması için İran yönetimiyle anlaşma kararı alır. İran Ordusu 17 Aralık 1946 yılında, Mahabad kentini işgal ederek, Mahabad Kürt Cumhuriyeti'ni yıkar. İki günlük göstermelik mahkemenin ardından, Qazi Muhammed idam cezasına çarptırılır. Qazi Muhammed'in idam öncesinde kaleme aldığı vasiyetname, bizler için yol gösterici olma niteliğindedir:

“Ben ömrümün son saatlerini yaşıyorum. Allah aşkına artık birbirinize düşmanlık etmeyin, sırt sırta verin, zorba düşmana ve zalimlere karşı durun. Kendinizi düşmana bedava satmayın... Azîz Kürt milletinin düşmanları çoktur, zorba ve acımasızdırlar. Her halkın, milletin başarı sembolü, birliktir, işbirliği ve dayanışmadır. Birliğini sağlamayan, uyumu olmayan her halk, her zaman düşmanın baskısına maruz kalır, ezilir. Kürtler’in, yeryüzünde yaşayan öteki halklardan eksik bir yanı yoktur. Hatta siz yiğitliğinizle, fedakârlığınızla, baskıdan kurtulan halklardan daha ileridesiniz. Düşman, işinin gerektiği kadarıyla sizi ister ve işi bittikten sonra size hiç acımaz, sizi hiç affetmez. Düşmanlarının baskısından kurtulan halklar da sizin gibiydiler, ama onlar kurtuluş için millî birliklerini sağlamışlardı. Yeryüzündeki tüm halklar gibi artık siz de ezilmeyin. Birlik olursanız, millî birliğinizi sağlarsanız, birbirinizi kıskanmazsanız, kendinizi düşmana satmazsanız, siz de kurtulursunuz...

Artık düşmanlarınıza aldanmayın. Kürtler’in düşmanları hangi kavimden ve gruptan olurlarsa olsunlar, düşmanlarımızdırlar, merhametsizdirler, vicdansızdırlar, size acımazlar. Sizi birbirinize kırdırırlar, yalan dolanlarla, para pulla sizi karşı karşıya getirirler.... Küçük bir kardeşiniz olarak size diyorum ki, Allah aşkına, birbirinizi tutun, biribirinize destek olun. Emin olun ki, eğer Acem size bal veriyorsa mutlaka içine zehir katmıştır… Size nasihat ediyorum ki, yüce Allah aşkına, vaatlere artık kanmayın. Çünkü onlar ne Allah’ı tanıyor, ne Peygamber (saw)’e, ne kıyamet gününe, ne Allah huzurunda hesap vermeye inanıyorlar. Onların nezdinde, Müslüman da olsanız, Kürt olduğunuz için suçlusunuz, onların düşmanısınız, malınız onlara helaldir.

Emin olun, bilin ki, eğer uyumunuz, birliğiniz, eğitiminiz iyiyse, düşmana karşı zafer kazanırsınız... Düşmana kanmayın ve düşmana hizmet etmeyin. Birbirinizi sevin, birlik olun." sözleri hepimizin kulaklarına küpe mahiyetinde sözlerdir.

Devletli sistem, biz Kürtlerin alt kimlik ve aidiyetlere dönük aşırı hassasiyetimizi bildiğinden, tarih boyunca bu hassasiyetleri kaşıyarak bizleri ayrıksı tutmayı başarmıştır. Aile, aşiret, yerel, mezhep ve bölgeye dayalı duyarlılıklarımız çok öndedir. Bu aşırı duyarlılık, çoğu zaman yan yana gelişlerimizde, birlikte olmaya çalıştığımızda sorun olmaya devam ediyor. Devlet ve iktidar dışı kalmış halkların ve inançların genel karakteri olan bu durum, biz Kürtlerde çok daha aşırıdır. Aileye, yerele, aşirete, inanç ve dine taraftar olmanın fanatikliği ile yaklaşırız. Bu fanatiklik öyle derindir ki, çoğumuz Kürt ve Kürdistan söz konusu olduğunda,  alt kimliklerimizden feragat etmek yerine, Kürdistan’i onlara kurban etmekte bir sakınca görmeyiz. Bu durum siyasi alana öyle derinliğine sirayet etmiştir ki, bırakınız asgari müştereklerde birlik olmak, kaderleri birbirlerine bağlı siyasi parti ve hareketler bile birbirini düşman görme hastalığına sahiptirler. Kendimizi, hareketimizi, partimizi mutlak doğru görmekte, ötekilerini yanlış, yetersiz, yeri geldiğinde hain diyebiliyoruz. Spor takımlarını tutanların fanatikliği gibi partilerin, hareketlerin taraftarlığını yapıyoruz. Taraftarlıktan çıkıp, politik özne olmayı başaramadığımız için bizimle birlikte, parti ve hareketlerimizde özgürleşme yerine, ezilmeye devam ediyorlar.

Taraftar olmak yerine öz gücüne dayanan, kendisi ile barışık politik özneler olabilirsek sorunun üstesinden pekala gelebiliriz. Mezopotamya’nın kadim inançları bırakınız insanın insanı sevmesini… İnsanla birlikte canlı, cansız tüm varlıkları bir ve eşit görmemizi, sevmemizi bize söylemektedir Herşeyin başı ve ilk adımı sevgidir. Başka halklar ve inançlardan insanları sevdiğimiz kadar birbirimizi sevmiyoruz. Birbirimizden sevgiyi esirgediğimiz için birbirimize güvenmiyoruz. İktidara ve ikbale oynadığımız için günlük çıkarların kuşatıcılığından kendimizi kurtaramıyoruz. Alt kimliklerimizin hassasiyetini sürdürmeye devam ediyor olmamız yetmezmiş gibi, sonradan edindiğimiz sosyal kimliklerimizi kaybetmemek, onlar üzerinden edindiğimiz etiketi, malı ve mülkü korumayı öncelediğimiz için Kürdistan hülyamız bir türlü gerçekleşmiyor...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.