Savaşa devam!

Demir ÇELİK yazdı —

28 Ekim 2021 Perşembe - 23:30

  • Tam da diktatörün, kaybetmeye yüz tuttuğu bu süreçte, onun savaş tamtamları arkasına dizilmek onun için hayat öpücüğü, bizler için ise ölüm, kan ve gözyaşı demektir.

26 Ekim”de Meclisten iki yıllık savaş tezkeresi geçti. AKP-MHP faşist iktidarı, İyi Parti”yi de peşine takarak, Irak ve Suriye’ye müdahale etmenin yolunu açmış oldu.

Sık sık Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünden dem vurmaları, müdahale etmeyecekleri anlamına gelmez. Aksine, Türk ulus devletinin tek millet, tek devlet, tek din, tek bayrak histerisinin güçlüce devam ettiğini, savaş ve savaş politikaları dışında gündemlerinde başka bir gündemlerinin olmadığını bize göstermiştir.                                                                          

Suriye ve Irak’a dönük savaş tezkeresinin asıl amacı; Kürtlerin olası statülerinin önüne geçmek, onları bu meşru haklarından yoksun bırakmaktır.

“YPG, YPJ ve PKK olmasa Kürt kardeşlerimizle bir sorunumuz yok” demelerinin asıl nedeni; hedefi küçültmek, cepheyi geniş tutmak içindir.

İster YPG, YPJ olsun, ister PKK veya başka bir Kürt siyasal hareketi olsun, onlar için fark etmez. Her kimki Kürtlerin haklarını savunuyor ve sahipleniyorsa, devletin gözünde ortadan kaldırılması gereken öncelikli düşmandır.

Türk ulus devletinin yüzyıllık stratejik düşman tanımlamasının başında Kürtler gelmektedir.

Uluslararası çapta PKK’nin terör listesinde olması devlet için büyük fırsat oluşturduğundan, her seferinde PKK karşıtlığını dile getirerek, Kürt düşmanı olma stratejisini gizlemeye bakmaktadır.

Bu sayede dışarıda kendisine müttefik edinirken, içerde de toplumu ve toplum dinamiklerini ve siyasi partileri yedeklemeyi başarmaktadır.

Türkiye nüfusunun dört birini teşkil eden Kürtlerin dilinin yasak, kimliğinin yasak, kültürünün yasak olmasını, siyasetçiler kendilerine dert edinmiş değiller.

Her sosyal varlık gibi, Kürtlerin de kendi dili, kendi kimliği ve kendi kültürü ile özgürce yaşamak istemeleri kadar doğal olan bir şey yoktur.

Bu isteğini siyaseten dile getirdiğinde terörist. Sanat yolu ile dile getirdiğinde terörist. Gazeteci, aydın ve entellektüeller olarak meramlarını dile getirdiklerinde terörist sayılıyorlar.

Eline bir bıçak bile almamış on binlerce siyasetçi, yüzlerce sanatçı, binlerce gazeteci, aydın ve entellektüele terörist denilerek hukuksuzca içerde rehin tutuluyor olmaları karşısında körleri, sağırları ve dilsizleri oynayan siyasetçiler, iş Kürt’e karşı savaşa geldiğinde kükreyen aslan oluveriyorlar.

Onbinlercesi sürgünde başka devletlerin insafına terk edilmiş bir halkın, halk olmaktan kaynaklı hakları ve hakikatı orta yerde duruyor. Ve bu hakikat son yüzyıldır görüleceğine, terörize edilerek ona ölüm fermanları yazılıyor. 

Siyaset sorunu çözme sanatıysa, siyasetçilere düşen; siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, dilsel, kimliksel ve inançsal sorunları çözmektir.

Sorunu çözemeyen siyasetçi, kendi asli görevini her seferinde askere ve askeri bürokrasiye devrettiğinde, kendi varlığını ve asli işlevini inkâr etmiş olur.

Askerin ve askeri bürokrasinin anladığı tek şey ölme ve öldürmedir.

Askere havale edilen Kürt sorunu, onlarca hükümetinin devre dışı bırakılması ile, onlarca partinin açılıp kapatılması ile sonuçlanmış olsa tolere edilebilinirdi.

Ancak neden olduğu siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik travmanın tolere edilmesi mümkün görünmüyor.

Siyasi ve kültürel olduğu kadar, bölgesel ve küresel bir sorun da 
olan Kürt sorunu, savaş ve askeri operasyonlarla ortadan kaldırılacak sıradan bir sorun değildir.

Dört ulus devletin sömürgesi olan Kürdistan coğrafyası, Kürt sorununu Ortadoğu sorunu haline dönüştürmüştür.

1916 Sykes Picot antlaşması ile Kürdistan’ı dört parçaya bölen emperyalistler, bölgesel sorunun tarafları olmaları nedeni ile Kürt sorunu aynı zamanda uluslararası bir sorundur.

Bu anlamda bu kadar girift ve karmaşık olan bu sorun, tek başına savaş ve savaş tezkerelere havale edilecek basit askeri bir kalkışma olarak görülemez.

Böyle görülmek istendiği için savaşta kör bir ısrar var ve bu ısrar yıllarımıza mal olduğu gibi, geleceğimizi de karartmaya devam ediyor.

Savaş yıkımdır

Savaş; siyasal, kültürel, toplumsal, kadın ve ekolojik kırımdır. Yoksulluk, açlık ve sefalettir savaştır.

Elli yıldır Kürdistan’ın bombalanan dağında, ovasında yaşamın zehir edildiği, iki trilyon doların harcandığı savaştan geriye kalan ölümdür, kindir ve nefrettir.

“Kardeşim” dedikleri Kürtlerin 40 bin köyün yakıp yıktıkları, faili meçhul 17 bin Kürt’ü katlettikleri, kentlerinde insanları canlı canlı yaktıkları, yüzbinleri yerinden yurdundan ettikleri bu kör savaşta inat insani değil.

Tam da diktatörün, kaybetmeye yüz tuttuğu bu süreçte, onun savaş tamtamları arkasına dizilmek onun için hayat öpücüğü, bizler için ise ölüm, kan ve gözyaşı demektir. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.