Türk milletine tavsiye ettiğim yazı

Veysi SARISÖZEN yazdı —

2 Kasım 2021 Salı - 23:30

  • Duran Kalkan’ın bu yazısını herkes okumalıdır. Ama daha da çok Türk ulusalcıları okumalıdır.

ANF’de KCK liderlerinden Duran Kalkan’la uzun bir söyleşi yayınlandı.

Duran Kalkan yalnız KCK üyeleri için değil, Kürt sorunu hakkında düşünen, yazan ya da politik aktivite yapan herkes için çok önemli ilkesel-temel meselelerinin yanında, somut durumu aydınlatan açıklamalar yapıyor.

Sözünü ettiğim uzun söyleşinin tümünü bir köşe yazısında değerlendirmek mümkün değil. Henüz okumadı iseler, okurlara bu uzun söyleşiyi dikkat ve sabırla okumalarını tavsiye ediyorum.

Bu yazıda ise, söyleşide özel olarak dikkatimi çeken açıklamalardan birini yorumlamaya çalışacağım.

Duran Kalkan, “TC devleti, Kürt’e ait her şeyi yok etmek isterken, ABD ve NATO Kürtlüğün bu düzeyde  yok edilmesini (…) esas almamaktadır” diyor.

Bunu da şöyle açıklıyor: “Çünkü (…)  Kürtlerle, Türkiye-İran-Irak-Suriye arasındaki çelişki ve çatışmalardan ABD, NATO devletleri, Rusya, diğer bütün dünya devletleri ekonomik ve siyasi çıkar elde etmekte, faydalanmaktadırlar. Çünkü bu çelişki ve çatışmalar, Türkiye-İran-Irak-Suriye gibi devletleri zorlayıp zayıflatmakta, onları daha çok dış desteğe mahkûm bırakmakta, böylece daha fazla işbirlikçi hale getirip ABD’den, NATO’dan destek almak zorunda bırakmaktadır.”

Söyleşide şu ilginç cümle bize Kürt sorununda “Türk usulü çözüm” ile “emperyalist çözümü” ve “üçüncü yolun çözümünü” anlamamıza yardım ediyor.

“Farz edelim ki Kürtlük tümden yok edildi; asimile edilerek Türkleştirildiler, Farslaştırıldılar, Araplaştırıldılar. Bu durumda Kürt kalmadığından, Kürt sorunu da olmayacaktır.”

“Türk usulü çözüm” programı budur.
Küresel devletler ne istemekte?

“Bir yandan Kürtlerin tümden yok olmasını istememektedirler, bir yandan da Kürtlerin tüm Kürdistan’da birlik içinde, özgür ve demokratik bir sistem kurmalarını istememektedirler.
Bu kadar değil.

Duran Kalkan, şöyle diyor: “Peki, KCK’ye dönük istemleri nedir? KCK’nin de KDP’lileşmesidir. KCK’ye karşıdırlar. Dolayısıyla TC devletinin PKK ve KCK’ye dönük yürüttüğü imha ve tasfiye saldırılarına tümüyle destek vermektedirler. Bu saldırıda TC devleti PKK ile KCK’yi tümden yok etmek isterken, ABD ve NATO gibi güçler ise tümden yok olma değil de, KDP’ye dönüşmesini istemektedirler. Yani PKK ile KCK’nin, KDP’lileşmesini istemektedirler.”

Bu saptamalar bize, dünyadaki devletsiz en büyük halkın özgürlük mücadelesi neden böyle kanlı ve tarihsel bakımdan böyle uzun bir sürece yayıldı, sorusuna net bir cevap veriyor...

Sonuç ortada: Ne Türk devleti Kürtleri ve KCK’yi yok ederek “Kürt sorununa Türk tipi çözüm” amacına ulaşabiliyor; ne de Kürt halkı ve tüm barışseverler “Kürt sorununa eşit haklı, demokratik çözüm” getirebiliyor.

Savaştan ve çözümsüzlükten yalnızca küresel emperyalist güçler kazançlı çıkıyor, hem Kürt halkı, ama hem de Türkiye, İran, Irak ve Suriye devleti bu güçlerin oyuncağı oluyor.

“Yok ederek çözme” ve “yok etmeyerek çatıştırma” gibi iki birbirinden beter “çözüme” karşı A.Öcalan’ın “üçüncü yolu” yalnız Kürt halkının değil, dört parçanın yer aldığı dört devletteki halkların; Türklerin, Arapların, Farsların, Azerilerin, hatta bu devletlerin ortak çıkarını dile getiriyor.

Nedir bu ortak yol: Sınırları dokunulmaz ve toprağı bölünmez, özerk bölgelerin toplamından, tüm ulusların, din ve mezheplerin demokratik ulus içindeki bölünmez bütünlüğünden oluşan demokratik cumhuriyet ve konfederal Ortadoğu ortak evi…

Ortada tüm halkların ve bölge devletlerinin, dolayısı ile dünya barışının ortak çıkarlarını ifade eden böyle bir “alternatif çözüm” varken ve bu çözüm, hiçbir devleti bölmeyecekken, dahası küresel güçlerin farklı millet, din ve mezhep mensupları arasındaki çelişkilerden yararlanmasını önleyen ve Rojava’da hayata geçirilen bu “düşmanlaştırılmış” milletleri, dinleri ve mezhepleri, demokratik ulus içinde, onların bütün özgünlükleri ve çeşitliliği temelinde birleştirecekken, savaş ve çözümsüzlükte ısrar, akla da, mantığa da, aykırıdır ve hatta dört parçanın yer aldığı devletlerin bile ulusal menfaatlerine ihanet demek oluyor.

Duran Kalkan’ın bu yazısını herkes okumalıdır. Ama daha da çok Türk ulusalcıları okumalıdır. O ulusalcılar devletlerinin bugün içine düştüğü acıklı, hazin, utanç verici durumdan bir nebze kaygı duyuyorlarsa, şimdi kimyasal silahlarla zehirlenmek istenen Kandil’den yükselen bu sese kulak vermelidirler.

Yüz yıldır devletinizin izlediği yol Kürtlere çok ağır bedeller ödetti. Kürdün yüreği öfkeyle çarpıyor ve beyni direniş iradesiyle çalışıyor. Ama Türkler de yüz yıldır bedel ödüyor. Yalnız yoksullaşmıyorsunuz. Ulusal gururunuz yerlerde sürünüyor.

Her halkın, her ulusun, her dinin ve mezhebin, her kadın ve erkeğin, her ihtiyar ve çocuğun hayalleri olur, sizden yalnız haysiyetinizi, ahlakınızı, inandığınız her şeyi almıyorlar, hayallerinizi de yok ediyorlar. Söyleyin, gelecekle ilgili nasıl bir hayaliniz var?

Rejimin hazırlandığı savaş, Türk devletinin “son savaşı” olabilir. 

Unutmamalısınız: Siz Saray’da, Kürtler ise dağlarda. Saray yıkılır, dağları eritemezsiniz.

O “Ergenekon destanı” çoktan mazide kaldı. Artık “at, avrat, pusat” naraları Kürt kadınlarının eliyle tarihin çöplüğüne atıldı. Türkiye’den başka gidecek yeriniz yok. Ama kazanacağınız yeni, birleşik, barışçı, müreffeh yepyeni bir ülkeniz olabilir. O halde “titreyin ve kendinize gelin!”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.