‘Türk olmayanların etnik hakları yoktur’!

Demir ÇELİK yazdı —

13 Ocak 2022 Perşembe - 23:30

  • AKP’den çözüm beklemek; ‘aklını peynir ekmekle yemek’ demektir. İnkâr edene, katliam ve soykırımı halklara dayatana umut bağlamak, nasıl ki dün kaybettirmişse bugünde kaybettirendir. 

Aralık ayında Adalet Bakanı cemevlerine statü çalışması içinde olacaklarını söylemişti. Başta Aleviler olmak üzere bir kısım çevrelerde bu söylem ilgi ile karşılansa da, murat edilenin meşru-demokratik talebi karşılamaya dönük olmadığı açıktır.  Çünkü inkârcı, katliamcı, soykırımcı ve asimilasyoncu ulus devletin, yüzyıllık tekçi zihniyetin uygulamalarından ve farklılıklara yaklaşımından bunu biliyoruz.

31 Ağustos 1930 tarihli Milliyet gazetesine Başbakan sıfatı ile İsmet İnönü devletin inkârcı ve katliamcı politikasını şu cümlelerle ifade eder: "Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur." diyerek son yüzyılın yaklaşımının kodlarını ilan etmişti.

Kesintiye uğramadan süren bu faşizan yaklaşım, cumhuriyetle yaşıttır. Üstelik gelişen ve dönüşen dünya koşullarına rağmen, halen tüm katılığıyla "ötekilerin" karşısında duran bir zihniyettir bu. Onun içindir ki, sıkıştığında Kürtlere 'bireysel haklara evet, kolektif haklara asla' demektedirler. Kolektif hakları savunanlara tarih boyunca şaki, eşkıya, bölücü, hain ve terörist denilmiş, halklara ve inançlara derin siyasal ve sosyal travmalar yaşatmışlardır.

Bireysel haklardan da kastedilen; Kürt olma hakkını tanıma değildir. Yanlızca ‘vatandaşlık bağı’ ile ilgili birey olmaktan ileri gelen, herkesin sahip olduğu haklar kastedilmektedir.

'Türk olmayanların etnik ve ırksal statü, dil, kültür ve inanç temelli hak talebinde bulunmaları asla düşünülemez' demektedir İsmet İnönü.

Bugün devleti yönetenlerinde aynı zihniyet sahibi olmaları nedeni ile onlarca yıldır halklar, inançlar inkâr edilmekte, katliam ve asimilasyon dayatılmaktadır.

İçerde ve dışarda herkesi düşman gören bu zihniyet sonucudur ki, savaş ve savaşçıl politikaların sonu gelmemektedir. Bu zihniyet nedeni ile düşünce ve fikir özgürlüğü olmadığı gibi, düşüncenin kendisini örgütleme özgürlüğü de, sivil toplum örgütlülüğü de hiç olmamıştır. Hatta bu durum neredeyse cumhuriyet tarihi boyunca da hiç yaşanmamış hakikat olmaktadır.

Bu yüzdendir ki egemenliğin paylaşılmasına, kültürel, inançsal ve dilsel haklara karşı keskin ve katı karşı duruş, yüzyıl boyunca inadına bir ısrarla, topluma dayatılan tek seçenek olmuştur.

Keza, birçok kez, çok daha ağır söylemlerde bulunan İsmet İnönü, Başbakan olma sıfatıyla günlük ve pratik olaylarla ilgili düşüncelerini ifade etmesinin Kemalist Cumhuriyet çizgisinin tekçi, inkârcı zihniyetinden bağımsız değildir. Söyleyenin İnönü olması, bir kısım Aleviler nezdinde, ona ait şahsi düşünceler olarak değerlendirilse de, iktidar bloğunun ortak zihni yansıması ve ideolojik anlayışı olduğu tarihi vesikalarda sabittir.

Bu nedenle, M. Kemal’i bu zihniyettin dışında tutmaya çalışmak, doğru değildir. Bu durum bizi Kemalist Cumhuriyetin zihniyetini kişiselleştirme gibi yanlış bir bakış açısı ile karşı karşıya bırakır.

İnkâr, imha ve asimilasyon bütün üniter ulus devletlerin temel karakteristiğidir. Adı ne olursa olsun, ulus devletler, toplumun çoklu kimliğini ve çoklu kültürünü inkâr ederek, farklı olan toplum kesimlerini asimile ederek, direnenleri ise katlederek varlıklarını sürdüreceklerine inandıkları için bunu yapmayı görev bilirler. Yüzyıl sonrasında hala Kürt ve Alevi sorununu konuşuyor, tartışıyor olmamızın nedeni; ulus devletin bu tekçi, katı merkeziyetçi, inkârcı ve katliamcı zihniyeti nedeniyledir.

Bu temelde genelde Kürtler, özelde Raya Heqî inanç sahibi Kürt Aleviler, sadece toplumsal varlıklarından, topraklarından ve özgürlüklerinden koparılmadılar, aynı zamanda kendi etnik kimliklerinden ve inançlarından kaçan, aslından utanan, ondan korkan bir pozisyona da düşürüldüler. O nedenle her seferinde zalimin insafa gelmesini, ırkçı ve katliamcıdan medet umar hale geldik.

İnkâr edene, katliam ve soykırımı halklara dayatana umut bağlamak, nasıl ki dün kaybettirmişse bugünde kaybettirendir. Hele de 20 yıldır tek başına iktidardayken toplumsal, kültürel, inançsal ve siyasal hiçbir sorunu çözemeyen AKP’den çözüm beklemek; ‘aklını peynir ekmekle yemek’ demektir. Mutlak iktidarın kirleticiliğine bulaşmış, siyasi soykırımda, kültürel, inançsal, ekolojik ve kadın kırımında ısrar eden zihniyetten insaf beklemek, kuzuyu kurda teslim etmek anlamına gelir.

AKP bir yandan olası baskın seçim öncesinde Alevilerin ağzına bir parmak bal çalarken, diğer yandan da Alevileri itibarsızlaştırıyor, onlara zorunlu din derslerini dayatıyor. Yetinmiyor; etnik kimlikler arası çelişkinin yanına dinsel ve inançsal çelişki ve çatışmadan medet umuyor.

Anlaşılacağı üzere mutlak iktidarlarından olmamak için çoklu oyun, çoklu proje devrededir. Oyunu bozacak yegane güç mazlumların kendi kaderlerini belirlemede birbirlerine güvenmeleri ve ortak hak mücadelesi vermelerinden geçiyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.