Türk’ün karanlık tüneli Kürt’ün aydınlık tüneli

Veysi SARISÖZEN yazdı —

18 Ocak 2022 Salı - 23:30

  • Erdoğan halk çoğunluğunu kaybetmiştir, ama seçim yaparsa zorla almayı ya da bir "savaş" çıkarıp "savaş haliyle" tüm muhalefeti peşine takmayı düşünmektedir.

Önce yeni gelişmeyle başlayalım. Yeni Yaşam Gazetesi dünkü sayısında şu haberi verdi: 

"NATO ile Ukrayna arasında Ukrayna’nın devlet kurumlarına düzenlenen siber saldırıların ardından geliştirilmiş teknolojik işbirliği anlaşması imzalandı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Kaliningrad, Küba ile Venezuela’ya nükleer başlıklı füze yerleştirebileceği mesajını verdi." 

Bu arada Ukrayna "yeniden nükleer silahlar üretebileceğini" açıkladı. Bilindiği gibi Sovyetler Birliği zamanında Ukrayna’da 165 nükleer başlık bulunuyordu. Ancak bunların ateşlenme kontrolü Rusya’nın elinde olduğu için Ukrayna bunları devreden çıkarmıştı. Yine Ukrayna’da Sovyetlerden kalma büyük bir balistik füze tesisi de bulunmakta. Ukrayna’nın elindeki nükleer teknolojiye ve nükleer santrallarında uranyum zenginleştirme potansiyeline bakarak denebilir ki, bu ülke fiilen zaten bir nükleer güç durumundadır.

Yazıda zikrettiğimiz gibi, Rusya’nın Kaliningrad’a, Küba’ya ve Venezuela’ya nükleer silah yerleştirmesi, NATO’nun Ukrayna’ya girmesi dünyayı yeniden 1962 Küba krizine benzer bir kriz tehlikesiyle yüz yüze bırakıyor. Bilindiği gibi ABD o dönemde Türkiye ve İtalya’ya nükleer başlıklı füzeler yerleştirmiş, Sovyetler de Küba’ya benzer silahlar göndermişti. Bu kriz dünyayı bir anda topyekun bir termo-nükleer savaş eşiğine getirmişti.

Adına ister "yeni soğuk savaş" diyelim, ister "üçüncü dünya savaşının yeni aşaması" diye tarif edelim; gerçek yine gerçek olarak karşımızda. İki nükleer dev arasındaki gerilim çok büyük bir tehlikedir.

Şu anda bu iki devletin bir nükleer savaşa girmesi pratik bakımdan mümkün değildir. Ancak Ukrayna’daki savaşın tırmanması ve fiilen NATO ile Rusya arasında dolaylı ya da dolaysız konvansiyonel bir savaşa dönüşmesi Ortadoğu’da yaşadığımız savaşa benzemeyen büyük tehlikelere yol açar. Okurlara Çernobil’i hatırlatmak isterim. Bu nükleer santralde çıkan yangın ve patlamalar bölgeyi radyasyon yağmuruna tutmuş ve radyoaktif bulutlar, rüzgarın kuzeyden güneye esmesiyle birlikte Türkiye’nin karadeniz bölgesi zehirlenmişti. Kanser bu bölgede olağanüstü artmıştı. Çernobil neredeydi? Ukrayna’da.

Avrupa ne Birinci ve ne de İkinci Dünya savaşlarındaki durumda değil. Birçok ülkede nükleer santraller faal halde. Herhangi bir yerden atılacak bir füze bu santrallerden birine isabet ettiği zaman, bu bir nükleer bombaya eşit yıkıcı etkide bulunur. Avrupa ve Rusya günümüzde "sırça köşklerde" oturuyorlar ve birbirlerine tehlikeli bir şekilde "taş atmaya" hazırlanıyorlar. Tek bir taş bu "sırça köşklerden" birinin camını kırdığı zaman, biz o kırılan camdan nükleer alevlerin fışkırdığını göreceğiz.

Ve tam bu sırada Akkuyu’da Rusya tarafından inşa edilmekte olan nükleer santralı da hatırlayalım. Akkuyu’nun şu andaki Ukrayna geriliminin yaşandığı coğrafyaya uzak olduğu düşünülebilir. Ama bir de Japonya’nın patronluğunda inşa edilen Sinop nükleer santrali var. İlk ünitesi 2023 yılında devreye girecek. Ve Sinop Kırım’a en yakın Türk şehridir. Demek ki, bu savaş ortamında Türkiye de Avrupa ve Rusya gibi "sırça köşk" halindedir. 

Bu kadar da değil. Nükleer santrallarda uranyum düşük oranda da olsa zenginleştirilir. Bu nükleer silah teknolojisini elde etmenin ilk adımıdır. Bunu yazdıktan sonra Erdoğan’ın laflarını yeniden hatırlayalım. Kürsüye çıkıp "uzaydan" söz ederken, "ülkemizi büyük savaşlara hazırlıyoruz" deyivermişti.

Devletler arasında "Büyük savaşlara" SİHA ile filan hazırlanılmaz. Uzaya fırlatılanlara benzer balistik füzeler ve nükleer silahlarla hazırlanılır. Çağımızın savaş gerçeği budur.

Bilindiği gibi şu anda nükleer silahlara sahip istikrarsız devletler var. Birbirleriyle her an savaşabilecek Pakistan ve Hindistan ile Kuzey Kore ve İsrail nükleer güç. İran her an nükleer silaha sahip olabilir. Ve Erdoğan defalarca "onların atom silahı var, neden bizim de olmasın" demiştir. Türkiye jeopolitik kozlarını kullanarak NATO’ya, açığa vurduğu bu niyetini kabul ettirebilir. Elinde atom bombası ile basketbol oynayan bir Erdoğan’ı gözünüzde canlandırın, başımızda dolanan belayı anlarsınız.

Buradan nasıl bir sonuç çıkıyor? 

Faşist rejimin sahasında oyalanmanın, oyun oynamanın, parlamenter ahmaklık yapmanın alemi yok. Rejim bir an önce yıkılmalıdır. İlk sonuç bu. Rejimi yıkmak için "istikşafi ittifak" maskaralığı son bulmalı; her parti üstüne düşen sorumlulukla, halka gerçeği anlatmalıdır. Erdoğan halk çoğunluğunu kaybetmiştir, ama seçim yaparsa zorla almayı ya da bir "savaş" çıkarıp "savaş haliyle" tüm muhalefeti peşine takmayı düşünmektedir.

Ve bilinmeli ki, Kürt halkı ve onun siyasi temsilcisi Türkiye için elden geleni fazlasıyla yapmış; rejime ağır darbeler indirmiş, aynı zamanda çok kanlı bedeller ödemiştir. Şu ilan edilmelidir: Sıra Türk milletindedir. Ya şimdi ayağa kalkacak ya da uzun ve zifiri karanlık bir tünelde büyük acılarla kıvranacaktır.

Kürt halkı için böyle bir "tünel" faciası olmayacaktır. Neden derseniz söyleyebilirim: Bu halk Türk faşist devletine karşı dağları delmiş, "kendi tünellerini" çoktan inşa etmiştir. Faşizmin tüneline girmeyecektir.

Tünel inşaatı devam ediyor ve onun ucu özgür Kürdistan’a ve konfederal Ortadoğu’ya açılıyor.

"Her millet layık olduğu iktidarlarla yönetilir."

Nasıl bir iktidara layık olduğunuzu göstermek için fazla zamanınız kalmadı Türk kardeşlerim.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.