Yakılan Geleceğimizdir

Demir ÇELİK yazdı —

2 Eylül 2021 Perşembe - 23:00

  • Şengal’e, Maxmur’a, sivil insanların yaşama tutunmaya çalıştığı kamplara ve hastanelere dönük bombardımanlara ve sivil katliamlarına sessiz kalanlar, Dersim, Çewlîk, Colemerg ve Şırnak’da iktidarın kolluk kuvvetlerince çıkarılan yangınlara da sessiz kalıyor.

İnkar, imha ve soykırım üzerine bina edilen Türk ulus devleti, katliam ve soykırımda dur durak bilmiyor. Türk ve İslam olmayan herkese, ya ölüm ya Türk ve Müslüman olmayı dayatan ırkçı zihniyet, haftalardır devam eden yangınlara bilerek ve isteyerek seyirci kalıyor.

Kürtlerin, Alevilerin, kadınların ve muhalif olan herkesin, ortadan kaldırılması ve soykırımdan geçirilmesini, kendi bekası için olmazsa olmaz gördüğünden, yangınlarda yok olup giden tarihsel belleğimiz ve toplumsallığımız umrunda bile değildir.

Bu nedenle siyasal, sosyal, kültürel, ekolojik ve kadın kırımında sınır tanımıyor, topyekun saldırı ile işgal altında tuttuğu Kürdistan coğrafyasını yaşanmaz kılmak istiyor.

Dışarıda ve içeride kendine bağlı vekalet savaşçıları ile halkaların ve inançların iradesini kırmaya, teslim almaya, Türk ve iktidar İslam’ a biata zorluyor. İtiraz edeni, hak talep edeni katlediyor, ortadan kaldırıyor.

Yaşam alanlarını yaşanmaz kılmayı, umutlarını karartmayı kendi bekası için ‘bitmemiş suç pratiği’ olarak görüyor, canlı cansız ne varsa tüm değerlerimizi ayakları altına alıyor.

1920 yılında başlayan bu süreç, Şark Islahat Planı ile yüz yıldır aralıksızca sürdürülmektedir. Kürdistan'ın insansızlaştırılması, insanların kutsal mekanlarından uzaklaştırılması ve köklerinden kopartılması ısrarından asla vaz geçmiş değildir.

Çünkü yaşanan bu sürece ‘tamamlanmamış görev’ diye yaklaşmakta, görevini tamamlamaya çalışmaktadır. Katliam ve soykırımlarla ortadan kaldırmadıklarına asimilasyonu, Türk ve iktidar İslam’ a biati dayatmaktadır.

Din, eğitim, sosyal politikalar, siyaset, hukuk, medya vb. ideolojik aygıtlarla asimilasyonu dayatan devlet, kışla, cami ve okul üzerinden başkalaşımı perçinlemek istiyor.

O nedenle karakollarından hem işkence ve zulüm sesleri, hem de ezan sesi yükselmekte, yangın fişekleri ile ormanları yakmakla kalmıyor, söndürmeye çalışan halkımızı engellemektedir.

Halkların ve inançların katliam ve soykırımına fetva veren Diyanet sus pus. Bilim yuvası diye biz ezilenlere yutturulan üniversitelerde ve kendisine demokratik kitle örgütüyüm diyenlerden hiçbir tepki ve ses yok.

Şark Islahat Plan’ ı zihniyeti ve her beş yılda bir MGK siyaset belgesi ile tahkim edilmek istenen toplumun düşürülmüş bu halinden bir çıkış yolunu bulmak zorundayız.

Hakkın ve hukukun yerlerde süründüğü, buna karşın baskı ve zulümde sınır tanımayan iktidar sahipleri karşısında, kimileri vicdanını kaybetmiş olsa da, halklar ve inançlar olarak umudumuzu yeşertmek, birlikte çare olmak zorundayız.

Şengal’e, Maxmur’a, sivil insanların yaşama tutunmaya çalıştığı kamplara ve hastanelere dönük bombardımanlara ve sivil katliamlarına sessiz kalanlar, Dersim, Çewlîk, Colemerg ve Şırnak’da iktidarın kolluk kuvvetlerince çıkarılan yangınlara da sessiz kalıyor.

Çünkü devlet, Kürdistan’da yaşamı kurutmak istiyor. Bu nedenle verimli arazileri, barajlarla sular altında tutuyor. Ortadoğu'nun en büyük nehri olan Fırat’ı kurutmaya çalışarak, Haran’ı ve Rojava’yı çöle dönüştürmek istiyor.

Hatay’dan başlayarak Gürcistan sınırına kadar kale duvarları örüyor, parçalanmış Kürdistan’ da yaşatılmakta olan dilsel, inançsal, sosyal ve kültürel ortaklaşmacı yaşamı ortadan kaldırmak istiyor.                                                    

Ormanlar içindeki canlı flora ve faunayı yok etmekle kalmıyor. Kutsal mekanları itibarsızlaştırıyor, onlar etrafında oluşan inancın tarihselliğini ve toplumsallığını dağıtmak istiyor.

Binlerce yıl boyu devlete ve iktidarlara biat etmeyen direnişçi çizgiyi ve onun ahlâki ve politik değerlerini yok etmeye yeminli olduğu için yakıyor, yıkıyor. Yeniden yapmaya çalışanları, üretenleri ve yangınları söndürmeye çalışanları engelliyor, düşmanlaştırıyor.

Kendisinin her tür zulmüne rağmen, sürdürülmek istenen insanlığın kök hücresi değerlerinin hafızasını silmek, yerine kendi dinci, cinsiyetçi, milliyetçi ideolojisini yerleştirmek istiyor.

O nedenle insanlık değerleri için, hep birlikte ateşi söndürmek için su taşıyan karıncalar, gagası ile su taşıyan kuş olmak durumundayız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.