Kadın, kadın olduğundan başkası onu kurtaramaz 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

7 Mart 2021 Pazar - 23:00

  • Kadın sorununu birçok kişi inceledi. Ancak 11. Tez’de ifade edildiği gibi “onlar kadın gerçekliğini yalnızca yorumladılar, oysa mesele bu gerçekliği değiştirmektir.” İşte 11. Tezi kadın sorununa uygulayan kişi Abdullah Öcalan’dır. Kürdistan kadını onun önderliğinde ayağa kalktı. 

 TKP Merkez Komitesi’nde vaktiyle, 1960’lı yıllarda yalnızca bir kadın vardı: Sabiha Sertel.

Aradan yıllar geçti. 1974 “Atılım” döneminde, bir hayli gecikerek TKP Merkez Komitesi’nde nihayet bir kadın yer aldı: Gönül Taylan.

Gönül’ün de kurucuları ve yöneticileri arasında yer aldığı İlerici Kadınlar Birliği kadınları sokağa dökmeseydi, sanırım o da parti yönetiminde kendine yer bulamazdı.

Biz marksistlerin kadın sorununa bakışımız “sınıfsaldı”. “Eşit işe eşit ücret” der, başka bir şey demezdik. Ücretli emekçi kadınların dışındaki kadınların uğradıkları haksızlık, zorbalık ufkumuzun bir hayli uzağındaydı. “Feminizm” hakkında ben de içinde, bir çoğumuz hiçbir bilgiye sahip değildik. Feministleri “marjinal” unsurlar olarak ciddiye almazdık.

“Sınıfsal” bakış açısı elbette dünya devrimci süreci boyunca çok büyük roller oynadı. Devrimlere yol açtı. İşçi sınıfının kadın/erkek birliği uğrundaki çabalar büyük sonuçlar doğurdu.

Doğurdu ama, devletin merkezinde yer aldığı sosyalizm “erkek egemen” bir sosyalizm olmaktan kurtulamadı.

Krupskaya Lenin’le evliydi. Stalin Lenin’in hastalığı döneminde Krupskaya’yı mealen “parti işleri Lenin’le aynı yatakta yatmaya benzemez” diye azarlamıştı. Ünlü feminist şair Axmadova’ya da “fahişe” denmişti.

Çok dramatik olaylar yaşanmıştı. Molotof Başbakandı. Kalin’in Devlet Başkanıydı.

Fakat onların eşleri “vrag naradov” denilerek toplama kamplarına atılmıştı. “Kocaları” ise makamlarında oturuyordu. Bir tür rehine gibiydiler. Stalin ölünce bu iki kadın serbest bırakıldı. “Erkek egemen” kurallar gereği “kocalarının” yanına döndüler.

Ama her 8 Mart’da kadınlar Moskova alanlarında debdebeli kortejlerle yürümeye devam ettiler. Ülkeyi yöneten Politbüro’da kadının adı yoktu.
Emekçi kadınlar hakkındaki “sınıfsal” güzellemeler siyasi yaşamda hiçbir anlam taşımıyordu.

Biz “kadın sorununun” hem “sınıfsal”, hem de “global” bir sorun olduğunu, “sınıfsal olanla global olan” arasında kopmaz bir diyalektik bağ olduğunu, kadını fabrikada sömüren erkek patronun evde de kadını köleleştirdiğini o zamanlar anlamamıştık.

Feministlere yaklaşımımız nasıl “sınıfsal tek yanlılık”la malul ise aynı durum ”pasifistlere” yaklaşımda da geçerliydi. Özellikle termo nükleer silah depoları dolup taştığında “pasifistlere” olan düşmanca yaklaşımın bütün temelleri yıkıldı. Çünkü “savaşların” sınıfsal sebeblerini biliyorduk, ama “global” yanını umursamıyorduk. Evet savaş kapitalizmin eseridir, ama atom silahı tüm gezegenimizi yok etme potansiyeli taşıdığı için “barış” tüm insanlığın meselesiydi. Hiroşima ve Nagazaki’de patlatılan atom bombaları kadın, erkek, işçi, patron ayırmadan insanları yok etmişti.

Erkek egemen toplum klanların yerini alan sömürücü sistemlerin eseridir. Günümüzde kapitalist modernitedir. Kapitalizm elbette sınıf mücadelesini doğurur. Peki kapitalist modernitenin sonucu olan modern “erkek egemenliğine” karşı mücadele sadece “sınıfsal” bir mücadele midir? Hayır. “Erkek egemenliğine” karşı mücadele, istisnasız tüm kadınların mücadelesiyle yıkılabilir. Her fabrika ve işyeri sınıf mücadelesinin kaleleridir. Ama her “ev” de kadın özgürlük mücadelesinin kazanılacağı siperlerdir. O evlerde yirmi dört saat aralıksız bir kadın savaşı sürüyor.

Kadın sorununu birçok kişi inceledi. Ancak 11. Tez’de ifade edildiği gibi “onlar kadın gerçekliğini yalnızca yorumladılar, oysa mesele bu gerçekliği değiştirmektir.”

İşte 11. Tezi kadın sorununa uygulayan kişi Abdullah Öcalan’dır. Kürdistan kadını onun önderliğinde ayağa kalktı. Dağda özgürleşti. Gerilla ordusu haline gelmekle kalmadı, o orduda komutayı kadınlar, zorlu erkek direnişini yenerek kazandı. Ardından bu kadınlar “kadın partisinde” birleşti. Bu kadın gücü Rojava devriminin ruhu, yani manevi öncüsü oldu. Şimdi tüm dünya bu “kadın mucizesini” konuşuyor.

Ne diyorduk Brecht’in sözleriyle haykırdığımız marşta:

“İşçi işçi olduğundan/ Başkası onu kurtaramaz/ Çünkü işçileri kurtaracak olan/ İşçiden başkası olamaz”.

Şimdi bu “sınıfsal” marşı bu 8 Mart’ta “kadının diline” çevirelim:

“Kadın kadın olduğundan/ Erkekler onu kurtaramaz/ Çünkü kadınları kurtaracak olan/ Kadından başkası olamaz-Marş sol ki üç, marş sol ki üç/ Ey kadın yerini bil/ Kadının büyük cephesine gir/ Çünkü sen de bir kadınsın.”

Faşizme karşı 8 Mart tüm insanlığa kutlu olsun…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.