Ayağa çağrılan diktatör

Aykan SEVER yazdı —

28 Eylül 2021 Salı - 22:30

  • Rusya, TC ile arasındaki kırılgan bağımlılık ilişkilerini koruma ihtiyacı duysa da, TC'yi İdlib'te geri adım atmaya zorlayacak. ABD yeni yaptırım açıklamalarıyla Erdoğan'ı yeterince korkutamadıysa, ikinci parti S-400 satışı da bu işin cabası olabilir. Bu durum da içeriye doğru katlanan yeni hesaplaşmaları tetikleyecek.

Erdoğan'ın son ABD ziyaretine kadar sarf ettiği sözlerin çoğunun yalan olduğunu kendisinin de bildiğini ve bu bilinçle söylediğini düşünüyordum. Biden’la ve ABD ile aramız şöyle iyi, böyle iyi diyordu. Amma velakin, bu lafların üzerinden daha yirmi dört saat bile geçmeden adeta dellendi. Söylediklerine inanmıyor olsaydı o kadar celallenmezdi. Normal,  zira bırakın diktatör yerine konulmayı, “gavur” ellerinde selam bile veren çıkmamıştı. Hatta en yakınındakiler bile görmezden geldi.

Sonra ne yaptığını bilmez hallerde "dostum Putin"in hakkında da ileri geri laflar etti. 2015'te Rus uçağının düşürülmesinden beri Erdoğan'ı bileğinden kavrayıp istediği yere sürükleyen Moskova yönetimi arada azarlar, dalga geçmeler ve Suriye'de bombardımanlar eşliğinde Erdoğan'ı ayağına çağırdı.

Malum diktatör, “gitmem” diyemediği, gibi, bağlamanın tellerini "Benim sadık yarim Putin'dir" diye tıngırdatmak zorunda kaldı. Değerli okuyucu siz de ayıp ediyorsunuz artık, bu şahıstan türküyü asıl sözleriyle çığırmasını da beklemeyin, her şey sırasıyla. 

Şaka bir yana, özellikle dış politika konusunda ne yapacağını bir hayli şaşırmış, artık kısa vadeli politikalar dahi geliştiremeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Doğal olarak paylaşım savaşının ana aktörleri olan güçler bu durumu kendi lehlerine değerlendirmeye çalışacaktır.

Rusya, bir süredir Suriye'ye dair ABD ve İsrail'le birlikte yol alma arayışında. Bu tek taraflı bir girişim değil. Bu politikalar son BM zirvesinde Suriye Dışişleri Bakanı Miktad'ın; Mısır, Ürdün, Tunus, Umman, Irak ve Moritanya dışişleri bakanlarıyla görüşmesiyle ilerledi.

Ürdün'ün yakınlaşmasının ABD'nin izni dahilinde olduğunu söylemeye bile gerek yok. Bu hafta Şam yönetiminden dört bakanın Amman'ı ziyareti sonrası, bir süredir kapalı olan iki ülke arasındaki Cabir sınır kapısının da bugün açılması  bekleniyor.

Rusya, TC ve İran'la ilişkilerini bütünüyle bir kenara atmadan bu süreci idare etmeye çalışıyor. Zira özellikle İdlib ve paralelinde uluslararası planda oluşabilecek direnci kırmak için buna ihtiyacı var.

TC, Suriye'ye ilişkin onca yalvarmaya rağmen, ABD desteği alamadığı gibi, ortada Astana çerçevesinde TC'nin İdlib'e dair imzaladığı başına kakılan anlaşmalar ve çok istemese de sık sık tekrarladığı "Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygılıyız" sözleri var.

Özetle bugünkü görüşmede her ne kadar Rusya, TC ile arasındaki kırılgan bağımlılık ilişkilerini koruma ihtiyacı duysa da, TC'yi İdlib'te geri adım atmaya zorlayacak. ABD yeni yaptırım açıklamalarıyla Erdoğan'ı yeterince korkutamadıysa, ikinci parti S-400 satışı da bu işin cabası olabilir. Bu durum da içeriye doğru katlanan yeni hesaplaşmaları tetikleyecek.

Atanamamış emperyalist TC'nin kavrayamadığı bir diğer gerçekse, azalan jeopolitik önemi.

Biden yönetimi postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşında Çin'i çevreleme ve sıcak çatışmaya zorlama politikasını hızlandırmak zorunda kaldı. Gücünün ağırlığını Pasifik hattını şekillendirmeye ayırıyor. Bunun için AUKUS Paktı'ndan sonra geçen hafta Biden "Quad" olarak bilinen Hindistan, Avustralya ve Japonya liderlerini Beyaz Saray'da ağırladı. Toplantının merkezinde Çin'e karşı güç dengesi, Pasifik NATO'su oluşturma arayışı vardı. Bunu ne kadar sağlayabilirler belirsiz. Hindistan yönetimi ikircikli tutumunu  sürdürüyor.

ABD, savaşın alanını Pasifik'e doğru genişletirken, burada Çin'in halihazırdaki ana ticari koridoru olan Güney Çin Denizi'ni tıkamayı hedefliyor. Elbette iç Asya ve Ortadoğu tamamen terk edilmiyor, emanetçiler aranıyor.

Ortadoğu dosyasında tedrici bir çekilmenin paralelinde Irak, Lübnan ve Libya Fransa'ya bırakılacak gibi gözüküyor. Suriye ise Rusya ve İsrail'in inisiyatifine kalabilir. TC'ye de Afganistan emanet edilecekti, ama diktatörün palavraları bu işi üzerine almaya yetmedi.

Paylaşım savaşında ana aktörlere hesap yapmak serbest. Egemenlerin matematiğinin insanlığın geleceği adına iyi niyet barındırmadığı da görünür bir gerçek. Fakat işler hep kurgulandığı gibi olmadı, olmayacak da. Sıra ezilenlere de gelecek...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.