Bu defa farklı olacak

Veysi SARISÖZEN yazdı —

7 Eylül 2021 Salı - 23:00

  • Geçtiğimiz gün gazetemizde yayınlanan makalesinde Selahattin Erdem’in dediği gibi, ucuz bir “demokratikleşme” yalanına razı olmamak, faşizme anladığı dilden yanıt vermeye devam etmek gerekir.  Bu defa sonuç almak mümkündür.

Bir stratejik fırsat daha heba edildi. 

“Üçüncü dünya savaşında” yenilen tek ülke olarak Türkiye’de, Erdoğan rejimine ne yazık ki, fırsat ve zaman tanındı. Onun küresel güçlere teslim olma sürecinde yaşadığı zorluk ve çelişkilerden yararlanmak ve bu rejime son vermek mümkün olmadı. 

Şimdi rejim “teslim olma müzakerelerini” büyük ölçüde sonuçlandırdı ve ABD’ye, Almanya’ya ve tüm NATO’ya “rejimimi yıkmayın, Kürtlere karşı savaşımı destekleyin, bunların dışında ne isterseniz yapacağım” dedi.   

Rejim içeride olağanüstü zayıflamıştır.  Dış destekle ve sistem içi muhalefetin bu dış destek veren güçlerle anlaşması sayesinde ayakta duruyor. Bugün bu dış destek çekilse ve özellikle CHP rejimle “gizli” uzlaşmaya son verse, halkın demokratik direnişinin önündeki setler yıkılır ve rejim birkaç haftada yıkılır.  

Ancak şimdi tıpkı 2. Dünya Savaşının sonunda yaşanana benzer bir durumu yaşıyoruz. Bilindiği gibi Türkiye bu savaşta Nazilerle gizli bir uzlaşma içindeydi. Hitler’e krom-pamuk veriyor, denizaltılarının boğazdan gizlice geçişine göz yumuyordu. O nedenle Sovyetler Birliği Türk devletini hasım güçler olarak nitelendirmişti. ABD ve Britanya Türk devletini korumaya aldı.

Savaşın bitiminden az önce TC Almanya’ya savaş ilan etti. Sovyetlerin cezalandırma taleplerine karşı, hem CHP, hem de DP ABD’ye teslim oldu ve onun desteğini kazandı. NATO’ya girdi.

“Üçüncü Dünya Savaşında” da TC saldırgan tarafta yer aldı, sonunda yenildi. Ve yine Rusya’ya karşı ABD’ye teslim oldu, şimdilik cezalandırılmaktan kurtuldu. Sistem partilerinin tümü bu genel gidişi onayladı.  

Ve gözler tıpkı 1946 ve 1950 seçimlerinde olduğu gibi, rejimin yapacağı “erken” ya da zamanında seçimlere çevrildi. Tıpkı “tek partili” rejimden “çok partili” rejime geçiş gibi 2010 yılından bu yana süregiden faşist rejimden “parlamenter” rejime geçiş beklentisi güçlendi.  

Ancak bu defa iki tarihsel durum arasında ciddi bir fark var. 2. Dünya Savaşı boyunca Türkiye’de önemli bir direniş gücü ortaya çıkmadı. Şimdi ise faşist rejime karşı silahlı mücadele yürüten Kürt Özgürlük Hareketi var. Taktik açıdan ise HDP gibi güçlü bir sistem dışı muhalefet partisi bu mücadeleyi tamamlamakta.

ABD, tıpkı 2. Dünya savaşı sonrasında olduğu gibi, Türkiye’de diktatörlük rejiminden “Amerikancı” bir “demokrasiye” geçiş için işte bu devrimci muhalefeti şu sıralar var güçle zayıflatmaya çalışıyor. Çünkü bugün de tıpkı 2. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan Soğuk Savaşa benzer yeni bir Soğuk Savaş’ın eşiğindeyiz.

Yine aradaki farkı hatırlayalım: Birinci soğuk savaş döneminde “üçüncü bir güç” yoktu. Bugün var. ABD TC’yi yeni soğuk savaşta Rusya ve Çin’e karşı kullanacak. Bu durumda PKK “üçüncü güç” olarak bu uluslararası hadisede çok ciddi bir role sahip olacak.

Çünkü hem Rusya, gelecekte de Çin, Amerikan desteğiyle özellikle Afganistan, Pakistan, İran ve Orta Asya Türki cumhuriyetlerinde Türkiye’nin faaliyetlerini zayıflatmak için Kürt halkına muhtaç hale gelecek.

PKK ve tüm parçalardaki Apocu devrimci güçler, tıpkı DAİŞ’e karşı savaşta ABD nasıl PYD’ye muhtaç hale geldiyse, bu defa Rusya ve Çin’in PKK’ye muhtaç hale gelmesiyle birlikte şimdiki rolünün çok üstünde bir rol oynama imkanı elde edecek. 

O nedenle ABD şu sıralar Türkiye’nin Başur Kürdistan’ında yürüttüğü işgal ve imha saldırılarına destek vermekte ve KDP’yi de bu amaçla Türk faşist rejimiyle ittifaka yönlendirmekte.

ABD aynı zamanda Bakur’da Türk devletinin insanlık dışı zorbalıklarına da destek vermekte, Erdoğan’ın HDP’ye yönelik kapatma girişimlerine sesini çıkartmamakta.

Buna karşılık ABD, yeni soğuk savaş eşiğinden Rusya’yla karşı karşıya geleceği için Rojava devrimine muhtaçtır. O nedenle bir yandan Başur’da PKK’yi zayıflatmak için elden geleni yaparken, Rojava’da da, bir yandan taktik işbirliğini sürdürürken, diğer yandan da devrimin manevi Apocu temelini zayıflatmaya çalışmakta.

Bu analizden hareket edersek, ABD’nin 2. Dünya Savaşı sonrasında  sonuç alan hamlesinin, bu defa ciddi zorluklarla karşı karşıya geleceğini söylememiz mümkündür.

Birinci soğuk savaşa Bayar-Menderes gibi “yıpranmamış” isimlerin başı çektiği DP’yle giren Türkiye, bu defa her bakımdan çürümüş, kokuşmuş, kitle desteğini kaybetmiş Erdoğan ve AKP enkazıyla girmeye hazırlanıyor. Ve karşısında bu defa gerçek anlamda devrimci bir alternatif var.

Geçtiğimiz gün gazetemizde yayınlanan makalesinde Selahattin Erdem’in dediği gibi, ucuz bir “demokratikleşme” yalanına razı olmamak, faşizme anladığı dilden yanıt vermeye devam etmek gerekir.  Bu defa sonuç almak mümkündür.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.