İslam'da insan hakları

Ahmet TURHALLI yazdı —

6 Aralık 2021 Pazartesi - 23:30

  1. Bugün “İslam alemi” diye tabir edilen topraklarda maalesef ne canın, ne malın, ne neslin, ne inancın, ne meskenin hiç bir güvencesi yoktur.
  2. Mücadelemiz, dürüst ve samimi Müslümanlar olarak bu hakların yerleşmesi ve bu sorumlukların yerine getirilmesi olmalıdır. 

İnsan haklarının en fazla sloganlaştırıldığı ama insan yaşamının değer olarak görülmediği bir coğrafyadan gelen şahsiyet olarak bu konuyu yazmak önemlidir. “İslam alemi” diye isimlendirdiğimiz topraklarda, nerdeyse hiç değer verilmeyen canlı insan soyudur.

Din, mezhep, etnisite, cins, parti, tarikat, cemaat, sınıf aklınıza ne geliyorsa, hepsi birbirlerini yok etmeye yemin etmişler gibi şiddet sarmalında debelenmektedirler. İnsan haklarını metin haline getirerek hazırlayan batı dünyası ise, insanların birbirlerini yok etmesi için, toplumları parçalamakta, silah ticaretinden milyarlarca para ve çıkar elde etmekte.

Bu metni hazırlayıp ilk imzalayanlar silah satarak, insanlara hiçbir hak tanımayan devlet ve örgüt yönetimlerine, siyasi ve ekonomik destek sunarak iki yüzlülüğü (münafıklığı) yaşamaktalar. Metnin altına imza atanlar ise, yöneticileri oldukları toplumlarına, taşa-ağaca reva görülmeyecek uygulamalar yaşatmaktalar. Biz de bu metinlerin hem İslami açıdan, hem de uluslararası hukuk açısından tekrarını hatırlatalım.

“İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” Birleşmiş Milletler bünyesinde 29 Nisan 1946 tarihinde insan hakları komisyonunun kurulması ile start almıştır. Bu komisyon tarafından hazırlanan bir giriş ve 30 maddeden oluşan “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” 10 Aralık 1948’de Fransa’nın başkenti Paris’te toplanan BM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve aynı gün ilan edilmiştir.

“İslâm dünyası” diye isimlendirdiğimiz topraklarda ve kendine “Müslümanım” diyen toplumlarda ise, bu hakların yazılımı Kur’an ayetlerinin tebliği ile birlikte başlamıştır. Tebliğ edilen ayetler ile hukuki güvence olarak kurallar getirilirken uygulama da bu temelde gelişmiş/geliştirilmiştir.

“Medine vesikası” ve “Veda Hutbesi” bu kuralların formüle edilmiş halidir. Haklar ve hürriyetler yaratılıştandır" kuralı doğal hakların dokunulmazlığını ifade eden İslam dininin temel bakışımıdır.

Yaşam ve mülkiyet hakkının dokunulmazlığı, kanun önünde eşitlik, seçme ve seçilme hakkı, öğrenme ve öğretim hakkı, zalim muamelelere karşı korunma hakkı, din ve vicdan hürriyeti, düşünce ve ifade hürriyeti gibi temel hak ve hürriyetler, bir taraftan hukuk (fıkıh) kuralları ile korunurken diğer taraftan da uygulama biçimi olarak hayata geçirilmiştir.

Rabbimizin bizlere bağışladığı bu haklar nedeniyledir ki bizlere sorumluluklar ve görevler de yüklenmiştir. Diğer bir ifadeyle insan hakları “Haklar-görevler manzumesidir".   

Örneğin; can dokunulmazlığı bir haktır, cana kıymamak ve kıydırmamak görevdir.

A: "Adaleti gerçekleştirme dışında Allah'ın saygıya layık kıldığı cana kıymayın. Isra 33.

Haksız yere bir cana kıymak bütün insanların canına kıymak gibidir. Maide 32

Andolsun biz İnsanı değerli kıldık. İsra 70

İbni Adem yaradılıştan şerefli ve onurludur. Dini, cinsiyeti, sınıfı, mevki ve makamı ne olursa olsun şerefi ve izzeti korunmalıdır.

B: Mesken dokunulmazlığı bir haktır fakat izin almaksızın konutlara girmemek bir görevdir. Haklar görevleri, görevler de hakları doğurur.

Haklar ve özgürlükler, yaratılıştan gelen fıtri bir olgu olduğu için, Kur’an ve Sünnet'te yazılım ve uygulama daha çok görevler olarak öne çıkarılmıştır.

"Ey iman edenler! Kendi evlerinizin dışındaki evlere sahipleriyle kaynaşıp izin almadan, ev sakinlerine selam vermeden girmeyin..." Nur 27

C: Mal edinme bir haktır.

"Ey inananlar! Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin, heba etmeyin..." Nisa 29

D: “Dinde zorlama yoktur” Bakara 256 (Baskı ile inançları kabul ettirme yoluna gitmeyin)

"İçinizden dininizin olgun aklın ve ilmin verilerine (marufa) çağıran ve zıtları olan (münker)dan sakındıran bir topluluk oluşsun. Örgüt, ya da cemaat bulunsun..." Ali İmran 104

Biz burada canı, malı, aklı, dini ve nesli korumanın bütün Peygamberi şeriatların ana hedefi olduğu gerçeğini görmekteyiz.

Bu zaviyeden baktığımız zaman, şöyle bir soruyla muhatap olacağız.

Eğer İslam dini bu hakları tanımışsa, neden “İslam alemi” denilen coğrafyada en fazla insan hakları ihlali yaşanıyor?

Bize göre Peygamberin vefatından sonra İslam kendi ana kaynağı Kur’an’dan uzaklaştırıldı ve eski cahiliye anlayışlarına tekrar rücu edildi. İbadetler bölümü sürekli vaz edildi, insan hak ve hürriyetlerini koruma, adalet ve paylaşım rafa kaldırılarak Kur’an’i, Sünnet’i, akli, ahlaki ve vicdani olan İslam katledildi. Katledilen İslam'ı yeniden ruha kavuşturmak bu temel haklar için mücadele etmekle ve mücadele edenlere yardım etmekle gerçekleşebileceğine inanıyoruz. İnsan haklarının, adaletin, barışın, paylaşmanın olmadığı bir yapıda Kur’an ve Sünnete göre İslam yoktur.

Bugün “İslam alemi” diye tabir edilen topraklarda maalesef ne canın, ne malın, ne neslin, ne inancın, ne meskenin hiç bir güvencesi yoktur.

Mücadelemiz, dürüst ve samimi Müslümanlar olarak bu hakların yerleşmesi ve bu sorumlukların yerine getirilmesi olmalıdır. Bunun dışındaki inanç davaları ve tarafgirliği, sadece bu hakları ihlal eden zalimleri güçlendirmiştir/güçlendirecektir.

Türkiye, Irak, Suriye, Suudi ve İran'ın durumu gözler önündeyken, kendine “Müslüman” diyen cemaat, parti ve cemiyetler bunlarla hemhal oldukları için, zalimlere kuyruk olmanın dışına çıkamamaktalar. İnsanı değersiz kılan bu yapılara eklemlenmek ve onlarla birlikte hareket etmek, hayrı ve hakları değil, şer ve zulmü derinleştirecektir.

Hz Muhammed sav: “Bütün insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittirler” der…

İnsanların yaradılıştan dolayı değer gördüğü bir din ve dindarlar dünyasını oluşturma idraki ile, mücadele eden herkesin insan hakları günü kutlu olsun.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.