Tilki işi “siyasi cinayet”

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

31 Ekim 2021 Pazar - 22:00

  • Tehditler karşısında demokrasi güçlerinin tedbiri nedir? Kurbanlık koyun olmamak için ne yapılacaktır? Bunun cevabını herkes kendi cephesinden vermek zorundadır.


Aslan tilkiyi yakalamış yiyecek. Tilki kurnaz tabi: “Beni yeme, sana kocaman bir av getireyim” der ve gidip kurdu kandırır.
Kurt aslanla kucaklaşmaya kalktığında olan olur! 

Parçalanan kurdun başı bir yana düşerken, aslan onun gövdesini yemekle meşgul olur. Tilki ise kurdun beynini çıkarıp yer.

Aslan kurdun gövdesini bitirip kafasına geçtiğinde içinin boş olduğunu görür. Tilki yemişse onu affetmeyecektir. Ama tilki der ki: “Geldiğinde boştu; eğer kafası dolu olsaydı hiç seninle kucaklaşır mıydı?”

Türkiye’yi yıllardır savaş ateşine atan AKP artık gidici!

“AKP seçimle gider mi gitmez mi?” tartışması yapılırken, her ihtimale karşılık mücadele güçlerinin en sert çatışmalara da hazır olması gerektiğini söylemek bazı çevrelerin tepkisini çekmiş görünüyor.

Oysa AKP’den gelen açıklamalar, sürekli mücadele halinde olmanın ve de en kötü olasılıklar için tedbirli davranmanın ne kadar zorunlu olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Erdoğan seçimle gitmeyeceğini, kaybetse bile bırakmayacağını defalarca açıkladı, tüm siyasileri tehdit etti. Şimdi gündemdeki tartışma için “bizde olmaz öyle şeyler” diyor.

Paris’te, Süleymaniye’de yaptıkları neydi? Bu ayın başında, Brüksel mahkemesinde “siyasi cinayet” girişiminden yargılananlar kimlerdi?

Avrupa’daki siyasetçilere suikast düzenlemek için MİT’ten emir aldıklarını itiraf etmediler mi?

Türkiye’deki savcılar ne yapıyor? Erdoğan’ın Anayasayı ve kanunları çiğneyen açıklamaları ve tehditlerini soruşturacaklarına, “siyasi cinayet” için somut olgu, ispat, delil istiyorlar.

Muhalefet cephesindeki yükseliş ilk kez alternatif olabilecek kadar büyümüş ve biraz derli toplu hale gelmişken, siyasi cinayetlerle bunu önlemek isteyebileceklerini düşünmek için istihbarat bilgisine gerek yok.

Erdoğan’ın konuşmaları ve SADAT denilen çete oluşumu yan yana getirilsin yeterdir. Fakat bunlar daha genel bir politikanın parçasıdır. Savaş politikalarıyla istediklerini yapıyorlar zaten.

HDP’lilerin tutuklanması ve kapatma davasının açılması, belediyelerin gasp edilmesi, din ve vicdan hürriyetinin ortadan kaldırılması, kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri, işçi cinayetleri, kimyasal cinayetler…

Her tür cinayet AKP-MHP eliyle işlenmektedir. Bunların hepsi zaten siyasi cinayet.

“İktidarı bırakmam” demesinin ve sürekli tehdit etmesinin anlamı da cinayete çağrıdır! 

Başka delil mi isteniyor? Belki de polis merkezlerine baskın yapan yeni bir Sema Pişkinsüt’e ihtiyaç vardır. Fakat daha kestirmeden ve toplu bir sonuca ulaşılmak istenirse bazı veriler yardımcı olabilir.

Bizzat kendi denetimlerindeki Ceza İnfaz Kurumu istatistikleri ve Bakanlık verileriyle, AKP döneminde hırsızlık, uyuşturucu, cinayet suçlarında %600 artış olduğu ispatlanmıştır.

Ne zamana göre? 1990’lı yıllara göre! Ve bu veriler 2016 yılında Yeni Akit, Hürriyet gibi gazetelerde yayınlanmıştır. Bu orana bir de o günden beri ortak olan AKP-MHP vurgunları ve suçları eklenince Türkiye tarihinin en kabarık dosyası ortaya çıkar.

Ayrıca CHP ve İYİ Partinin belirttiği tarzdaki siyasi cinayetler, bölge düzeyinde bu kadar savaş yürüten bir güç için hiç de şaşırtıcı olmaz.

Neticede seçim değil, çatışma isteyen bir iktidar var. Hiçbir kanun tanımadan bürokrasiyi emrinde tepe tepe kullanıyor.
Uyaran olunca “vay tehdit ediyorsun, sen vesayetçisin!” Pişkinliğin bu kadarı ancak tilkide olur.

Bu durumda demokratik mücadele güçlerinin kendi tedbirlerini çok yönlü düşünmesi kadar doğal ne olabilir ki?
Tehditler karşısında demokrasi güçlerinin tedbiri nedir? 

Kurbanlık koyun olmamak için ne yapılacaktır? Bunun cevabını herkes kendi cephesinden vermek zorundadır.

Ciddi bir toplumsal mücadele geliştirilirse, Erdoğan seçimi kaybettiğinde gitmek zorunda kalacaktır. Seçim olursa kaybedeceği de kesindir. Ama işte oraya vardırmamak için savaş dahil her yönteme başvuruyorlar. Bunun için 7 Haziran-1 Kasım seçim sürecini hatırlamak yeterlidir.

Dolayısıyla seçimi kaybettiğinde gidip gitmeyeceğini tartışmak yerine -ki açıkça gitmeyeceğini söylüyor- gitmesini garantileyecek bir mücadeleyi geliştirmek daha anlamlıdır.

Buradan çıkarılacak sonuç, seçimlerin yapılabilmesi için bile demokrasi mücadelesinin radikal düzeyde geliştirilmesi gerektiğidir.

CHP ve İYİ Parti, Rojava’yı savaş ve rant alanı olarak seçen Erdoğan’a bu konuda tavır alırlarsa, cumhurbaşkanı da başbakan da olurlar.

AKP-MHP zihniyetinden farklarını ortaya koyacakları en önemli mesele Kürt sorunu ve Kürt’e karşı yürütülen kirli savaştır. 

Savaş politikalarına tavır almadan demokrasi işlemez. Bu durumda sandık kurulsa bile bu sandık Kenan Evren sandığına benzer!

Her türlü hırsızlığı-yolsuzluğu örtme, koltuğa yapışıp bırakmama, bunun için “siyasi cinayet” işleme tehlikesi, savaş politikalarından bağımsız değildir. İktidarın elinden savaş aracı alınırsa, geriye tutunacağı bir şey kalmaz!

Demokraside birleşilirse ne savaş, ne de olası siyasi cinayetler AKP-MHP’yi kurtaramaz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.