Uluslararası komplolar ve Kürt rehberler -I-

Ahmet TURHALLI yazdı —

25 Ocak 2021 Pazartesi - 23:00

  • Kürt milletine ve onun rehberlerine karşı onlarca komplo ve rehberlerimizin karşılaştıkları hazin sonuçları şuurluca, tahlil edip tarihten ders çıkarmaz isek, millet olarak hazin sonları yaşamaya devam eder, soykırımlardan kurtulamayız.

On beş Şubat’ta 21 yılı dolacak olan, uluslararası modern dünyanın son Kürt komplosunu yazmak elbette önemlidir, kuşkusuz yazanlar da çoktur. Fakat Kürt’ün makus talihini ve kimsesizliğini bir dönemle anlatmak eksik ve yetersiz kalır. Kürt milletine ve onun rehberlerine karşı onlarca komplo ve rehberlerimizin karşılaştıkları hazin sonuçları şuurluca, tahlil edip tarihin öğretmenliğinden ders ve sorumluluklarımızı yerine getirmez isek, millet olarak hazin sonları yaşamaya devam eder soykırımlardan da kurtulamayız.

Şeyh Ubeydullah-ı Nehri 1880 tarihlerinde Kürtler ve Kürdistan için büyük fedakarlıklar ve kıyamlara öncülük etti.

Dindar ve tarikat lideri olan sevilen ve sayılan Şeyh İngilizlerle, İranlılarla hatta Ruslarla Kürt milletinin birliği ve hakları için mücadele etti. Dışarıdaki devletlere ve güçlere Kürt ve Kürdistan sorunun çözümü için mektuplar yazdı, görüşmeler yaptı ve savaştı. Müslüman ve tarikat Şeyhi olma hasebi ile Osmanlıların din kardeşliğine aldanarak onların oyununa kapıldı. Osmanlı’da oyun bitmez kuralına uygun olarak din kardeşimiz dedikleri Şeyh Ubeydullah-ı Ocak 1883’te Musul’dan Mekke’ye sürgüne gönderdiler. Şeyh Ubeydullah, yaklaşık on ay sonra Mekke’de kolera hastalığından vefat etti. Aslında şeyh Ubeydullah bir komplo sonucu Mekke’ye kolera ortamına gönderildi. Kendisi ve Kürtlere rehberlik yapan o zamanki öncüler ve aile efradından şahsiyetler de orada ölüme terk edildiler.

Şeyh Abdusselam Barzani Osmanlılar döneminde 1910’larda Kürt milletini ve Kürdistanı haklarına kavuşturmak için çalışmalara başlar. Bu çalışmaları öğrenen Osmanlılar, Şeyh Abdusselamı ölü veya diri getirene büyük bir ödül tahsis eder.

Şeyh Abdusselam birçok Kürt aşiret lideri ve ileri gelenlerle görüşmeler gerçekleştirir. Sımail Ağayê Şıkaki’yi ziyaret eder ve ikisi birlikte Tiflis’e giderler. Osmanlı egemenliğinden kurtulmak için mücadele veren Kürtleri destekleme vaadinde bulunan Rus Çarı’nın temsilcisiyle görüşürler. Geri dönüş yolunda, Salmast’da Sımail Ağayê Şıkaki’den ayrıldıktan sonra Gıngeçin köyünden geçer. Köyün sahibi Sofi Abdullah, kendisine misafir olması için ısrar eder. O da daveti kabul eder ve ona misafir olur. Şeyh uyuduğu sırada, Sofi ihanet ederek Şeyh Abdusselam’ı ve üç korumasını yakalar ve Sîro denilen yerde Türklere teslim eder. Sofi bu ihanetinin ödülünü de alır. Şeyh Musul’a nakledilir. Süleyman Nazif’in gerçekleştirdiği göstermelik bir yargılamadan sonra onun ve korumalarının idamına karar verilir ve Musuld’a idam gerçekleşir.

Şeyh Abdusselam’ın şehit edilmesinden sonra, kardeşi Şeyh Ahmed Barzanî aşiretin liderliğini üstlenir. Şeyh Ahmed dinsel ve ulusal misyonunu yerine getirir. 1919 tarihinde İngilizlere karşı isyan eden Şeyh Mahmud Berzenci’ye yardım için harekete geçen ilk kişidir.

Şeyh Abdusselam’ın oynadığı büyük rolü takdir etmenin bir ifadesi olarak Şeyh Abdulkadir Nehrî, Şeyh Abdurrahman Şernexî aracılığıyla Şeyh Ahmed’e bir mektup gönderir ve bu mektupta Şeyh Ahmed’ten Kürt hareketinin liderliğini üstlenmesini ister.

Şeyh ömrü boyunca Kürt halkının ulusal mücadelesini yürüttü. Osmanlı devletinin komploları ve iç ihanetin sonunda Şeyh de darağaçlarında can verdi. Şeyh Abdusselam Barzani kardeşi Mele Mustafa Barzani’nin gözleri önünde idam edilmiştir. Mele Mustafa anılarında abisinin darağacında sallanan bedenini gördüğünü söylemiştir.

Mücahit Şeyh Said 1925’lerde Kemalist Türk devletine karşı kıyama kalktı, provokasyonlarla hareket kontrol dışı olarak başlatıldı. İç ihanet ve komplo ile derdest edilen Şeyh Said arkadaşları ile birlikte Amed’de idam edildiler.

Şeyh: “Dünya yaşantımın sonu geldi. Kendimi milletimin yolunda feda ettiğime hiçbir şekilde pişman değilim. İlerde torunlarımızın bizden dolayı düşman ününde utanç duymamaları bizim için yeterlidir.”

Pir Seyid Rıza, görüşmeler yapmak üzere çağrıldığı Erzincan’da tuzağa düşürülüp tutuklandı. Oğlunun yaşı büyütülerek kendisinin yaşı da küçültülerek Elazığ’da idam edildiler.

“Ben sizin hile ve komplolarınızla baş edemedim bu bana dert oldu, ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun.”

Seyid Rıza'nın son sözü; “Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz.”

Aldığı cevap; “Oğlunu da asacağız!”

Seyid Rıza; ''O zaman beni oğlumdan önce asın!”

İsteği kabul edilmeyen Seyid Rıza'nın oğlu Resik Hüseyin, babasının gözleri önünde asılır...

“Evlad-ı Kerbela’yız. Günahsızız. Ayıptır! Zulümdür! Cinayettir!“

Kadi Muhammed 1945’lerde Doğu Kürdistan’da İran şahına karşı Rusların geçici desteği ile Mahabad Kürdistanını kurdu.

Rusların ve İranlıların komplosu ile karşılaştı ve 31 Mart 1946’da Çarçıra Meydanında idam edildi.

Vasiyetinden bir kesit:

Artık düşmanlarınıza aldanmayın, Kürtlerin düşmanları hangi milletten ve gruptan olursa olsun, düşmanlarımızdırlar, merhametsizdirler, vicdansızdırlar, size acımazlar. Sizi birbirinize kırdırırlar, yalan dolanlarla, para-pulla sizi karşı karşıya getirirler.

İsmail Ağa’yı (Simko), kardeşi Cevher Ağa’yı, Mengur’lu Hamza Ağa’yı ve daha nicelerini, Kurân’a yemin ederek kandırdılar, kalleşçe öldürdüler. Onlar, Acemlerin kendilerine iyi davranılacağına dair Kur’an üzerine ettiği yemine safça inandılar.

Küçük bir kardeşiniz olarak size diyorum ki, Allah aşkına, birbirinizi tutunun ve birbirinize destek olun. Emin olun ki eğer Acem size bal veriyorsa mutlaka içine zehir katmıştır. Acemlerin yalan vaatlerine, sözlerine kanmayın. Eğer Kur’an’a bin kez el basıp söz verse de amacı sizi kandırmaktır, hile yapmaktır (…)”

Yazı devam edecek…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.