‘Yerli ve milli insan hakları’

Cihan DENİZ yazdı —

31 Mart 2021 Çarşamba - 22:30

  • İnsan haklarının yerlisi veya millisi olmaz. İnsan hakları insan haklarıdır. Yerlisi yerli olmayanı, millisi gayri millisi olmaz. “Yerli ve milli” insan hakları adı altında sadece devletin hakkının olduğu bir baskı rejimi kurmaktır. 

Elinde tuttuğu gücü kaybetmemek için yapmayacağı şey olmayan iktidarın siyasi, toplumsal, ekonomik, hukuk alanlarındaki yanlış, adaletsiz politikalarını insanlara kabul ettirmek için icat ettiği en büyük yalanlardan hangisidir diye soracak olursak, bunun yanıtı kuşkusuz aslında çok basittir.

“Yerli ve milli.”

İktidar uydurduğu bu yalan ile yani bir şeyin başına yerli ve milliyi getirerek, o konudaki kirliliğin, çürümenin, çarpıklığın üstünü örttüklerini, yaptıklarını meşrulaştırdıklarını ve insanların desteğini alabileceklerini zannetmektedirler ve maalesef hiç de azımsanmayacak bir kesim için bunu başarabilmektedirler.

Her yalanın bir yerli ve millisi vardır. “Yerli ve milli” ekonomi, “yerli ve milli araba”, “yerli ve milli muhalefet” gibi.

“Yerli ve milli” listesinin önemli bir eksiği insan haklarıydı. Bu boşluğu, Özgür Gündem davasında İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin ve diğer gazetecilere örgüt üyesi olmadan verilen cezanın gerekçeli kararı ile Türk yargısı doldurdu.

Siyasetçisiyle, askeriyle, polisiyle, savcısıyla, yargıcıyla Türkiye’de sistemin insan hakları ve insan hakları mücadelesi verenlerden duyduğu rahatsızlık yeni değildir. Vedat Aydınlardan bugüne iktidarlar, yaptıkları hak ihlalleri belgeleyen, bunlara karşı kararlı bir mücadele veren hak savunucularını hedef almaktadır, onları susturmak için her yola başvurmaktadır; polisi yeri geldiğinde “kahrolsun insan hakları” diyerek ellerinde silah yürüyüş yapmaktadır; mahkemeleri her daim insan hakları savunucularını yargılamaktadır.

Bugün de bir Türk mahkemesi, İHD için “canı çıkasıca dernek” diyerek insan haklarına ve insan hakları mücadelesi verenlere bakışını çok açık bir şekilde dışa vuran İçişleri Bakanı’nı takip ederek, kaleme aldığı gerekçeli kararında, Türk devletinin insan hakları mücadelesinden duyduğu rahatsızlığı ve bunun karşısında nasıl bir insan hakları anlayışı olması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Tam da Türkiye’deki zamanın ruhuna uygun olacak şekilde kararın her satırına Ziya Gökalp’in o ünlü “hak yoktur vazife vardır” anlayışı sinmiştir adeta. Haklar, yurttaşlar için bir vazife gibi görülen devletin varlığını, güvenliğini, üniter yapısını korumanın adeta bir aracı haline getirilmiştir. Ancak bunlara hizmet ettiği ve bunlara engel teşkil etmediği sürece bir haktan bahsedilebilir. Aksi durumda ne hak vardır ne de özgürlük.

Bu anlayış, doğal olarak, evrensel ilkelere dayanan insan hakları anlayışını ve mücadelesini de devlet için bir tehdit olarak mahkûm etmektedir. Bilindiği gibi zamanın modası uluslararası hukuka ve evrensel insan hakları normlarına düşmanlık da olmuş durumdadır. Her kademeden iktidar sözcüsü, her ağızlarını açtıklarında evrensel insan hakları belgelerini, kurumlarını ve normlarını hedef almaktadır. Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala ile ilgili AİHM kararlarını kendi hukukunu da çiğneyerek uygulamayan, İstanbul Sözleşmesi’nden yine kendi hukuklarını da göz ardı ederek bir oldubitti ile çekilen bu anlayış, şimdi de bu satırlarda insan haklarına olan düşmanlığını kusmaktadır. Ve bu karar yine zamanın bir diğer modasına uyarak mahkum ettiği insan hakları anlayışı yerine “milli gelenek, örf ve kardeşlik hukukuna” dayanan “yerli ve milli” bir insan hakları anlayışı konması gerektiğini belirtmektedir. 
Hangi gelenek, hangi örf, hangi kardeşlik hukuku?

Her şeye muktedir devlet anlayışının hakim olduğu, buna direnenlerin en kanlı şekilde bastırıldığı bir tarihe sahip bu coğrafyada hangi gelenek, hangi örf insan hakları için uluslararası normların da ötesinde bir kaynak teşkil edebilir diye sormanın tabii ki bir anlamı yoktur. İktidarın temel aldığı tek bir gelenek vardır o da ceberut devlet anlayışıdır. Ve bundan da haklar ve özgürlükler için olumlu bir şey çıkmayacağı açıktır. Aynı şekilde bu coğrafya da devlet için bağlayıcılığı olan bir kardeşlik hukukundan da bahsetmenin bir manası yoktur. En basitinden Kürtlerin en doğal kültürel haklarını bile yok sayan hangi “kardeşlik hukuku” bu coğrafya da insan haklarının garantörü olabilir.

Son söz olarak, insan haklarının yerlisi veya millisi olmaz. İnsan hakları insan haklarıdır. Yerlisi yerli olmayanı, millisi gayri millisi olmaz. İnsan haklarının önüne “yerli ve milli” gibi sıfatlar getirenlerin tek amacı kendilerine bir ayak bağı olarak gördükleri hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmak ve yerine “yerli ve milli” insan hakları adı altında sadece devletin hakkının olduğu bir baskı rejimi kurmaktır. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.