Zavallı Tayyip Erdoğan; Öcalan’la oyun olmaz

Veysi SARISÖZEN yazdı —

14 Ocak 2022 Cuma - 23:30

  • Benim bildiğim Selahattin Demirtaş, 'Öcalan şunun ve bunun hesabını ver' bakalım dediğinde, en küçük bir küçük burjuva gururuna kapılmaksızın, tüm görüş ve eylemlerinin hesabını gönül rahatlığıyla verecektir. Öcalan da onu kucaklayacaktır. Benim gözlemlediğim kadarıyla, işte bu samimi yaklaşım PKK saflarındaki yıkılmaz sağlamlığı inşa etmiştir.

'Edirne’deki  İmralı’dakine hesap verecek.'

Bu sözler Erdoğan’a ait. 

Yani Öcalan 'Demirtaş’a hesap soracağım' dememiş. Erdoğan ne hikmet ise Öcalan yerine konuşup Demirtaş’ın Öcalan’a hesap vereceğini ilan etmiş.

Tuhaf. 

Tuhaftan öte Erdoğan farkında bile değil ama Öcalan’ın "hesap soracak" bir mertebede olduğunu kabul etmiş.

Çok iyi.

Bence de Öcalan Demirtaş’tan hesap sorabilir. PKK’nin bütün yöneticilerden hesap sorabilir. Ben bu sayfalarda yazdığıma göre benden de hesap sorabilir.

Bütün bir Kürt özgürlük hareketi sistemini kuran, yöneten bir önder, bu sistem içinde ister üye olarak, ister gerilla olarak, ister gazeteci olarak yer alan herkesten hesap sorabilir.

Hesap sormak ne demektir?

Erdoğan’ın kafasında hesap sormak, hesap sorulanı mahvetmek demektir. Öldürmekten beter etmek demektir. "Acırsak acınacak oluruz" diyen bir diktatörden söz ediyoruz.

Ama PKK’de işler böyle yürümüyor.

PKK’de kurulduğu günden beri "hesap sorma, hesap verme" günlük bir rutin olarak yaşanıyor. PKK buna "eleştiri ve öz eleştiri" diyor. Bu yöntem çoktan PKK sınırlarını aşmış, tüm Kürt özgürlük hareketine mal olmuştur.

Bu eleştiri özeleştiri sürecinin sonunda ne oluyor? Kadrolar eğitilmiş oluyor. "Burnundan kıl aldırmayanlar", örgüt iradesini paspasa çevirenler eleniyor ve örgüt gördüğünüz gibi yarım yüzyıldır NATO’nun ikinci ordusuna karşı ölümüne savaşıyor. O savaşta yer alan genç insanların kim bilir kaç kere "hesap verdikten" sonra, örgüte küsmek yerine, amansız bir düşmana karşı ölüm pahasına savaşmasındaki sır buradadır.

Benim bildiğim Selahattin Demirtaş, 'Öcalan şunun ve bunun hesabını ver' bakalım dediğinde, en küçük bir küçük burjuva gururuna kapılmaksızın, tüm görüş ve eylemlerinin hesabını gönül rahatlığıyla verecektir. Öcalan da onu kucaklayacaktır. Benim gözlemlediğim kadarıyla, işte bu samimi yaklaşım PKK saflarındaki yıkılmaz sağlamlığı inşa etmiştir.

Namuslu konuşmak gerekirse, benim yetişme tarzım böyle bir "hesap sorma, hesap verme" uygulamasına yabancıdır. Bazen yazıp çizdikten sonra "inşallah birisi çıkıp da benden hesap sormaya kalkmaz" diye düşündüğüm çok olmuştur.

Biz biraz da böyle yetiştiğimiz için kendimizi eğitemedik. Eğitemediğimiz için, gerçekten hesap sorulması gereken yanlışları eleştirdiğimiz ya da bizim yanlışlarımızın eleştirildiği her durumda örgütlerimiz parçalanmıştır.

Birçok kere yazdım. Bir Bulgar aparat elemanıyla eleştiri, özeleştiri konusunda konuşuyordum. Bu yoldaş bana "Allah beni eleştiriden korusun, ben kendimi zaten özeleştiriden koruyorum" demişti.

Bizim dünyamızda "eleştiri", o eleştiriye muhatap olanı tasfiye etmeden "beş dakika" önce yapılırdı. Ahlaki yıkımımızda bu uygulamanın tahribatı az değildir.

Şimdi birileri Erdoğan’ın laflarını "acaba Öcalanla bir pazarlık mı yapılıyor?" diyerek yorumlamakta. Sanırsınız ki Öcalan Bekaa’da, Demirtaş da HDP’nin başında. Demirtaş güya Erdoğan’ı devirecek, Öcalan da güya Erdoğan’ı devrilmekten kurtaracakmış. Şu hale bakın: Öcalan Erdoğancı, Demirtaş Erdoğan düşmanı, lakin ikisi de hapiste…

Öcalan 'Erdoğan’ı destekleyin' diyecekmiş, Demirtaş karşı çıkıp 'Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız' diyecekmiş.

Vaktiyle Erdoğan’la birlikte çözüm süreci, Erdoğan’ın niyetlerinden bağımsız olarak mümkündü. Mümkün olduğu da kanıtlandı. Oslo’da masaya oturuldu, İmralı’dı masaya oturuldu. Bu oturmalar Türk devletinin fıtratına ölümcül şekilde aykırıydı. Ama oldu. Yani 'Erdoğan’la olabilirdi', demek diplomatik açıdan doğaldı.

Oysa şimdi Öcalan sınırlı da olsa, en azından havuz medyasını izleyerek Erdoğan’ın teker meker yuvarlandığını görüyor. Ekonomik krizi izliyor. Çözüm sürecinde Demirtaş’ın "seni başkan yaptırmayacağız" çıkışı elbette eleştiriye açıktır. Haklı olduğu yanlar vardır. Öyledir. Lakin biz artık o zamanda yaşamıyoruz, bunu en iyi Öcalan biliyor. İmralı’daki subayların gözlerine baksa, korkuyu görüyor.

Ama insaf edin. Şu anda çözüm sürecinde yaşamıyoruz. Savaş sürüyor. Daha da tırmanacağından şüphe bile edilmez. Erdoğan artık "kullanım tarihi" geçmiş bir adamdır. Öcalan’ın böyle bir adamla işi olmaz.

Öcalan sanıyorum, bu anlattığımız tuhaflıkları duysa güler. Şöyle düşünür: "Çözüm sürecinde ben Erdoğan’ı destekleseydim, halk bunu anlardı. Ama şimdi Eroğan’ı diyelim ki 'destekledim' bu nasıl bir sonuç doğurur?" Öcalan Lenin’in yazılarını bilir. Ondan yapacağı alıntıyla şöyle derdi: "Ey Kürt milleti, Erdoğan’a destek verin, verdiğiniz destek asılan adama ipin verdiği destek olacaktır." O gün Erdoğan’ın oyu, erken seçime giren Ecevit gibi yüzde bire inerdi.

Pazarlıkmış. Haddim değil ama Öcalan’ın yerinde olsam, fırsat verilen ilk anda 'bijî Heval Erdoğan' diye bağırır, gök kubbeyi Erdoğan’ın başına yıkardım. Öcalan buna tenezzül etmez.

Ve şu anda bir HDP var. Onun da başında yöneticiler var. Bir de halk var. Siz ise hapsettiğiniz, tecrit ettiğiniz yetmezmiş gibi, Edirne’yi İmralı’ya, İmralı’yı Edirne’ye tokuşturmaya çalışıyorsunuz.

Ahmaklık ahmakların fıtratındadır.  

İt ürür, Kürt’ün kervanı yürür.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.