Erdoğan diktası nasıl devrilir?

Suat BOZKUŞ yazdı —

3 Eylül 2021 Cuma - 23:00

  • Demokrasi cephesi bütün güçlerini birleştirip yarın seçim olacakmış gibi seçime ve hiç seçim olmayacakmış gibi sokağa hazırlanmalıdır. İkisini de kazanmak için gerekeni yapmalıdır. Yoksa ikisini de kaybetme riski artar.

Erdoğan-Bahçeli diktası gemi azıya aldı alalı hiçbir kural tanımadan halka saldırıyor. Sınır ötesi harekat adı altında bütün Kürdistan’ı yeniden işgal edip yakıp yıkıyor.

Bölge ülkelerini işgal ihtimallerini ve fırsatlarını da kaçırmıyor. Ancak bu savaşçı-işgalci politikaların ve içerideki büyük soygunların, yolsuzlukların bir sonucu olarak, halk yoksulluk sınırlarını da geçip açlık sınırları altında yaşıyor.

Bütün anketler iktidar partilerinin oylarının hızla eridiğini gösteriyor. Ama gene aynı anketlere göre muhalefetin oyları aynı hızla artmıyor. Bu oylar nereye uçuyor? Halkın önemli bir bölümü kararsızlar sınıfında. Daha önceki dönemlere göre “kararsızlar” ilk defa bu kadar yüksek oranda. Bu da analiz edilmesi gereken ayrı bir noktadır.

Bazıları çokbilmiş bir edayla “Yok kardeşim, bu Erdoğan kaybedeceği bir seçimi yaptırmaz” ya da “Erdoğan ne yapar eder, hile hurda ve zorbalıkla da olsa seçimleri alır” diyerek baştan teslim bayrağını çekiyor. Bu da bir ihtimal olmakla birlikte, Erdoğan’ın her istediğini yapabileceğini veri olarak alan, halkın rolünü, iradesini ve direnişini dikkate almayan kaderci-yenilgici-bozguncu bir görüştür.

İnsanlık tarihi gösteriyor ki, hiçbir diktatör “kadir-i mutlak” değildir. Evet, Erdoğan seçim yasalarıyla, barajla oynayıp en az oyla-en çok vekil kazanma çabasındadır. Hatta gerekirse başkanlık sisteminden vazgeçip parlamenter sisteme de dönebilir. Ama bütün bunlar kar eder mi?

27 yıllık CHP tek parti diktasının nasıl tarumar olduğunu kimse anlamadı. DP liderleri bile “Nasıl olsa “Milli şef” İsmet paşa bize iktidarı vermez” korkusuyla seçimleri kazandıkları halde günlerce ağzını açmadan bekliyor. Sonunda dünya şartlarının da etkisiyle, İsmet Paşa Celal Bayar’ı davet ederek hükümeti devretme anlaşması yapıyor.

Ama bu durum var olan diktatörlüğü ayakta tutan güçleri görmeden, sanki İsveç seçimlerine girecek gibi seçime şu kadar kaldı diye gün sayan sahte muhalefetin uyutmalarını da haklı göstermez.

Onlar ciddi bir muhalefet mücadelesi vermeden, anket şirketlerinin verileriyle bir gün ansızın iktidar olacaklarını ve Erdoğan’ın başarı dileklerini, tebriklerini gönderip veda edeceğini, meydanın kendilerine kalacağını sanıyorlar.

7 Haziran 2015’ten beri girdiği her seçimi kaybettiği halde, nasıl tek parti-tek adam diktasını kurabildiğini hiç düşünmüyorlar. Bu süreçte kendi işledikleri hataların, günahların hesabını vermiyorlar.

Millet ittifakı, Erdoğan-Bahçeli diktasına gerçekten son vermek istiyorsa Erdoğan’ın sağlığı üzerinden yapılan dedikodulara umut bağlamamalıdır. Bu hem ahlaken ayıp, hem de siyaseten yanlıştır.

Ortada demokratik bir seçenek yoksa, gelen gideni aratacaktır. AKP içindeki hiziplere bel bağlamak da muhalefetin kendisini inkar etmesi demektir.

Muhalefet boş ve keskin sözlerle, küfürlerle Erdoğan’a saldırmakla da başarıya ulaşamaz. Erdoğan devrinde hakaret davaları rekor kırıyorsa, suç sadece Erdoğan’ın değildir. Hiçbir temel konuda ciddi bir muhalefet yapmayan, alternatif geliştirmeyen ama lafta boş, keskin ve sert sözlerle şov yapan muhalefet de sorumludur.

“Millet ittifakı” millet iktidarı olmak istiyorsa öncelikle Erdoğan’ın imha, inkar, işgal politikalarına açıkça karşı çıkmalı, barışçı-demokratik çözüm yoluna girmelidir. Bunun için de ilk adım ve ciddiyetlerinin göstergesi Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılıp O’nun özgürleşmesidir. Çünkü demokratik siyasi çözümün temeli O’dur.

Erdoğan siyasete girebilmesini ve ayakta kalmasını Baykal’dan beri sözde ana muhalefet olan CHP’ye borçludur. Bu sadece demokrasi aşkıyla yapılmadı. Bir devlet projesi olarak gündeme geldi ve CHP’de verilen role gönüllü razı oldu.

CHP bu çizgisinden vazgeçmedikçe, ne yaparsa yapsın Erdoğan’ın diktasını güçlendirmekten başka bir şey yapamaz. Erdoğan da bunu bildiği için onları fazla önemsemiyor gibi.

Demokrasi cephesi bütün güçlerini birleştirip yarın seçim olacakmış gibi seçime ve hiç seçim olmayacakmış gibi sokağa hazırlanmalıdır. İkisini de kazanmak için gerekeni yapmalıdır. Yoksa ikisini de kaybetme riski artar.

Başarı için en önemli rol ise HDP’nin oluşturacağı “Üçüncü yol”a düşecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.