İşi seçime bırakmadan!

Demir ÇELİK yazdı —

6 Ocak 2022 Perşembe - 23:30

  • Değişken, günübirlik kur üzerinden kendi milyarderlerini yaratmaya çalışan iktidarın bu oyununu görmek ve deşifre etmek hayati önemde bir konudur.

Devletli uygarlık sistemi demokratik, ekolojik ve ekonomik toplumdan sapma olduğundan sürekli kriz halini yaşar. Yani kapitalist emperyalist sistemde kriz yapısal ve tarihseldir.

Hiyerarşiye dayalı devlet ve iktidar var olduğu sürece, siyasal ve ekonomik kriz yaşanmaya devam eder.

Yapısal ve tarihsel olan kriz halinin doğal sonucu olarak toplumsal, siyasal ve ekonomik istikrarsızlık, devletli sistemde hep yaşanır. Çünkü birinci doğa dediğimiz eko-sistem ile ikinci doğa dediğimiz insan toplumsallığı, çokluğun ve çeşitliliğin fonksiyonu ile varlığını sürdürme potansiyeline sahiptir.

Devlet ve iktidar, birinci ve ikinci doğadaki bu çokluğa ve çeşitliliğe dayattığı tekçilik nedeni ile kaos ve krizler yaşanır. Teklik; eko-sisteme ve insan toplumsallığının doğasına aykırıdır. On binlerce dile, binlerce inanç ve kültüre ulus devletin tekliğe dayalı biçtiği don, ikinci doğanın çokluğunu ve çeşitliliğini tüketme ve yok etme amacını güder.

Bu nedenle insan toplumsallığı ile devlet ve iktidarlar arası bitmez, tükenmez mücadele sürdüğünden, siyasal ve toplumsal istikrar, devlet var oldukça sağlanamaz. Bu istikrarsızlık çoğu zaman ekonomik ve siyasal kriz olarak yaşanır, siyasal alt üst oluşlara neden olur.

Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele edeceği vaadi ile iktidara gelen AKP, kısa sürede iktidarın mutlak kirleticiliğinin sarmalı ile bugün yasakların, yolsuzluğun ve yoksulluğun üretim merkezine dönüşmüştür.

Mutlak iktidarın mutlak kirleteceği sözü gereğince, ağzına kadar kirliliğe bulaşan iktidar, içinde debelendiği derin ekonomik ve siyasi krizden kendince çıkışı arıyor görünse de, asıl olarak toplumun değerlerine el koyarak, toplum üzerinde mutlak otoriteyi sürdürmek isteğindedir.

YEM (Yeni Ekonomik Model) diyerek kitlelerin aklını çelmeye çalışan AKP-MHP faşist iktidarı ve onun hazine ve maliye bakanı, kendilerinin yönetememe girdabının üzerini örtme hamleleri ile günü kurtarmaya çalışmaktadırlar.

Düşük faizi Nas’ın emri olarak telaki eden ve bunu topluma empoze eden milli ve yerli şefe nerdeyse bürokrat dayanmaz oldu.

Toplumun çıkarına dayalı yaklaşımlar yerine, kendi bireysel çıkarına dayalı, öngörülmez yaklaşım ve müdahalelerle toplum her gün yeni bir şok ile güne uyanmaktadır. Değişken, günübirlik kur üzerinden kendi milyarderlerini yaratmaya çalışan iktidarın bu oyununu görmek ve deşifre etmek hayati önemde bir konudur.

YEM; açıktan savunamadıkları örtülü faizi artırmanın modelidir. Nas’a gönderme yaparak, faizin dinen haram olduğunu söyleyen büyük şefin, gelişmeler karşısında Nas’a rağmen yüksek faizi devreye koyduğu anlaşılıyor.

Faiz artırımından bahsetmeden, dövize endeksli TL mevduatı üzerinden yüksek faize dayalı modeli yeni diye pazarlayarak, aklımızı çelmeye çalışıyorlar.

Merkez Bankası kur artışını sınırlamak için faizi yükselterek piyasada yüksek maliyete neden olmuştur. Örtülü faiz artışı ile dövizin yükselişini frenleyen Merkez Bankası, örtülü faiz artışı nedeni ile açığa çıkan yüksek maliyeti, TC. Hazinesine ödeteceğini söylemektedir.

Açığa çıkan bu yüksek maliyetin faturasını Hazine’ye yükleyen iktidar, asıl olarak acaba ne yapmak istiyor? sorusu biz ezilen, yoksul toplum kesimleri için hayati önemde soru olmaktadır.

Hazine bu yüksek maliyet ile; orta sınıfın ve çalışan emekçilerin vergi gelirlerine, farklı toplum kesimlerinin dolaylı vergilerine ve çok daha geniş toplum kesimlerinin sofrasındaki lokmaya göz dikmiş, onların göz nuruna, alın terine, açlıktan geriye kalanlarına el koymak istiyor.

Uygulamakta oldukları örtük faiz artışı; düşük büyüme, yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve derin ekonomik kriz olarak ezilenlere, yoksullara ve emekçilere acı reçete olarak yansıyacaktır.

Örtük faiz artışı ve dövize endeksli TL mevduatı ile her gün milyonların cebinden milyar dolarları toplayıp el koyanlar, yandaşlarına bu büyük pastayı pay ederken, açığa çıkan yüksek maliyeti yine dönüp yoksulluk, açlık ve sefalet sınırında yaşama tutunanlara yükleyeceklerdir.

İktidarın, 'sosyal yardım' adı altında büyük pastanın kırıntıları ile kendisine bağladığı, yoksulluklarını ve açlıklarını satın aldığı on beş milyon civarındaki açlık sınırındaki kütleye çözüm reçetesi sunamadığımızda, mutlak iktidarlarını sürdürenlerin saadet zincirini kıramayız.

Saadet zincirinin halkalarını tek tek koparmanın yolu adil, eşitlikçi insan toplumsallığı konusunda milyonları ikna etmektir. İktidarların ayrıştırıp karşıtlaştırdıkları milyonları asgari müşterekte buluşturamaz ve ortaklaştıramazsak, seçimde beklenen ‘zafer’ rüyaya dönüşebilir.                                                                                 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.