Ölüm-direniş hafızası

Elif KAYA yazdı —

1 Şubat 2022 Salı - 08:43

  • Direniş hafızası, salt yaşananların unutulmamasını sağlamaya dönük bir çaba da değil. Aynı zamanda eylemseldir ve yaşam sorunlarını çözmeye odaklanır. Bu nedenle devlet ve iktidar onu görmezden gelir veya yerine ölüm hafızası öne çıkararak onu geride tutmaya çalışır. 

Toplumsal hafıza, geçmişle gelecek arasında bağ kurmamızı sağlayan bir nehre benzer. Yaşananların buluştuğu, tanımlanıp, ad konulduğu bu nehir, aynı zamanda var olmanın ve direnmenin dinamiklerini de içinde taşır. Bu nedenle zıt karakterler taşıyor olsa da, hem toplumsal mücadelelerin, hem egemen politikaların esas çalışmalarından birini hafıza oluşturur.

İktidarlar ölümün hafızasına yoğunlaşırken, toplumsal mücadeleler direnişin hafızasını esas almaya çalışır.

Kürtler, hafızasızlaştırma politikalarının yıkıcı sonuçlarını en fazla yaşayan halklardan biri. Son kırk-elli yıldır direniş dinamikleriyle şekillenen bir hafıza çalışmasının olduğunu belirtebiliriz. Çünkü Kürdistan’da ne biten bir savaş, ne sonuçları değerlendirebilecek bir mekanizma ne de yapılanların yanlış olduğunu kabul edecek bir akıl ve siyasi irade var. Suçlarından dolayı yargılanıp, mahkum edilen ve hesap sorulan kimseler de olmadı. Hatta katillerin kahraman olarak lanse edildiği, caddelere, sokaklara, resmi kurumlara isimlerinin verildiği politik bir ortam halen hakim.

Bu koşullarda genel bir hafıza çalışmasından öte, hafıza çalışması direniş etrafında gelişiyor. Ezilenler, yaşamlarının değerli görülmemesine karşı tarihe kendi notunu düşmeye ve kendi tarihini yazmaya çalışıyor. Cumartesi Anneleri’nin, kayıp yakınlarının, adalet mekanizmasından umudunu yitirip, toplumsal vicdanda adaleti sağlamaya çalışanların eylemlerinin özünde toplumsal hafızayı yaşatma ve yaratma çabası vardır.

Elbette direniş hafızası, salt yaşananların unutulmamasını sağlamaya dönük bir çaba da değil. Aynı zamanda eylemseldir ve yaşam sorunlarını çözmeye odaklanır. Bu nedenle devlet ve iktidar onu görmezden gelir veya yerine ölüm hafızası öne çıkararak onu geride tutmaya çalışır. Çünkü devletin, iktidarın doğası direniş hafızasıyla çelişir; direniş hafızası egemenin varlık gerekçesini ortadan kaldırır. Bu nedenle devlet ölüm hafızasını öne çıkarır. Yaşanan katliamları, işkence ve suçları açıkça ortaya koyar.

Ancak salt suçların dökümüne dayalı hafıza sorunları çözemez; aksine geride kalanlarda korku, pasifizm ve suçluluk duygusu geliştirir. Başka bir ifade ile mücadele edemez duruma getirir ve kendi varlığından kaçan bir toplumsal yapı inşa eder.

2015 yıllında Êzîdî Halkı yüzyılın en kanlı ve vahşi katliamını yaşadı. Êzîdî toplumunun DAİŞ’in saldırılarından kurtulmasını sağlayan ise bu alanda gelişen direniştir.

Korku, panik, kaçış değil direnen bir avuç insanın direnişi katliamın derinleşmesinin önünü aldı. DAİŞ’i kendi topraklarından çıkarmakla yetinmedi, merkezine kadar kovalayıp, onu yendi. Êzîdîleri topraklarına tekrar dönmeye ikna etti ve bunun altyapısını oluşturdu.

Ama devletler nezdinde bu direnişler hep görmezden gelindi. Pazarlarda köle olarak satılan kadınların, katliamın görüntüleri, toplu göç, açlık, yokluk ve çaresizlik hep ön plana çıkarıldı. Evet, bu katliamın iki fotoğrafından biriydi. Ama diğer yandan DAİŞ’i Reqa’ya kadar süren ve yenilgiye uğratan Êzîdî kadınları vardı. Bunlar görmezden gelindi.

Çünkü direnişin değil ama çaresizliğin fotoğrafı sömürü için yeni olanaklar yaratır. Şengal’in insansızlaştırılması da bu politika üzerinden pratikleştirilmeye çalışıldı.

Oysa Şengal’de direniş hem hafızasıyla hem de bedenleşmesiyle yaşam buldu. Son yıllarda Şengalli kadınlar özsavunmasını ve toplumsal örgütlenmesini daha da güçlendirip, yaşamlarını özgürleştirmeye çalışıyorlar. Yaşananları bir katliam olarak tanımlayıp, kınayanlar bu realiteyi görmezden geldiği gibi DAİŞ’in başaramadığı katliamı tamamlamaya çalışan Türkiye devletinin saldırılarını da görmezden geliyor. Çünkü Türkiye devleti ölümün hafızası ile uğraşmıyor, direnişin hafızasını hedefliyor, onu ortadan kaldırmaya çalışıyor.

29 Ocak'ta Şengal’de TAJÊ öncülüğünde "Kadınların Birliği ve Mücadelesi Kadını Korumanın Teminatıdır" sloganıyla gerçekleştirilen kadın kurultayı, aynı zamanda önemli bir hafıza çalışmasıdır. Salt acıları anmayı değil, birlikte yaşamın nasıl  geliştirileceğini ortaya koymaya çalışıyor.

Yaşam sorunlarımızı kendi platformlarımızda değerlendirmek, nasıl yaşanabileceğini tartışıp, kararlaştırmak, onun bilgisini ve hafızasını oluşturmak son derece değerli bir çalışmadır. Arap ve Êzîdî kadınlarının geliştirdiği, "Yaşadıklarımız ortak, mücadelemiz de ortak olmalı" sloganı tam da bunu ifade ediyor.

Tüm ezilenleri direniş hafızasında buluşmaya çağırır gibi ...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.