Savaş ve akıldan kaçış

Aykan SEVER yazdı —

10 Mayıs 2022 Salı - 23:30

  • Akılla teması mümkün olduğu kadar az tutmaya özen gösteren memleketimize gelince hangi nadide örnekleri seçeceğime şaşırdım desem yeri var.

Ukrayna'da olanlar nasıl post-modern karakterli yeniden paylaşım savaşında yeni bir aşamaya geçişi sağladıysa "akıldan kaçış"ın da yeni bir boyuta sıçradığından söz etmek sanıyorum abartı olmaz.

Bazı örneklere bakalım. İlk sırada doğal olarak "bir numara" ABD var. Geçen hafta Anayasa Mahkemesi’nin ABD çapında kürtaj haklarını koruyan Roe v. Wade kararını (1973) yürürlükten kaldırmaya çalıştığı basına sızdırıldı. Anayasa Mahkemesi'nde 3'e karşı 6 Trump kafasına yakın olanlar çoğunlukta. Eğer bu adım atılırsa temel insan hakları anlamında birçok değerin budanmasının, ortadan kaldırılmasının önü açılmış olacak. Zira Anayasa Mahkemesi uygulamaya çalıştığı saldırgan politikayı gerekçelendirmek için “Ulusun tarihi ve geleneklerine derinden bağlı olması” gerektiğini savunuyor. Kürtajın bu yaklaşıma uymadığını söylüyor. 

Özetle "ulusal değerler"e uymayan her şeyin imhasının yolu açılıyor. Aynı kafanın bugünlerde 1964'te uzun mücadeleler sonunda kazanılan "Siyahların oy hakkı"nı da tartışmaya açtığını hatırlatayım.

Doğal olarak halkın bir kesiminden tepki var. Biden da tepkili. Ama aklı Ukrayna savaşına her gün yeni paralar basmadan (Şu ana kadar Kiev yönetimine ABD'den 48 milyar dolar yardım kararı alındı) ötesine çalışmadığı için olsa gerek kendi memleketinde yükselen faşizme karşı homurdanmanın ötesine geçemiyor. Tabii burada problem sorunu nasıl tarif ettiğinizle ve niyetinizle ilgili olsa gerek. 

Demokratların popüler tarifi "Trump/Putin yaptı"nın ötesine çok geçmiyor. Fakat sorun öncelikle halkın, sistemin genel hali ve ABD demokrasisinin yapısıyla ilgili. Bir ülkenin/insanlığın ortak değerleri hakkında Anayasa Mahkemesi'nin 9 üyesi karar veremez. Önce bunun düstur olması gerekiyor. Anayasa Mahkemesi üyelerini kim seçiyor? Başkan! Peki başkanı kim seçiyor? Halk olmadığı kesin. Egemen sermaye kesimleri önce başkan adaylarının sırtını sıvazlıyor. Onlar tarafından finanse edilmeyen biri (istisnai haller haricinde) bırakın başkan adayı olmayı, Temsilciler Meclisi'ne dahi seçilmesi zor. Biden öne çıkarılırken Bernie Sanders'ın sermaye tarafından kenara itilmesi örneği ortada. Sanıyorum durum bu kadar açıkken bunun örnek bir demokrasi olduğunu; bizim memlekette kendine "liberal" sıfatı yakıştırıp, elindeki tapon malı kakalamaya çalışan işportacı kılıklı zevat dışında kolay kolay kimse iddia etmez.

Bir de dünyayı biraz "ters"ten dolaşıp Japonya'ya bakalım. Tokyo yönetimi Rusya'dan gaz almayacakmış alternatif olarak yeni nükleer santral yapımına yönelecekmiş. Hem de Fukuşima felaketi hala yaşanmaya devam ederken. Bu mu onca yaşanmış felaketin, bilimin, aklın bize öğrettiği ve vardığı yer? Peki soru Rus gazına alternatif ne olur yerine savaşı nasıl durdurulur diye sorulsaydı daha doğru olmaz mıydı? Ukrayna savaşı ile birlikte yapısal ve ideolojik zaafları iyice açığa çıkan AB de Rusya'ya ambargo konusunda Japonya'ya benzer bir akıl yürütmenin esiri. AB'nin geneli gelecek yıl Macaristan, Slovakya ve TC'den üstüne zam bindirilmiş Rus gazı ve petrolü almak zorunda kalırsa şaşırmayın.

Japonya'dan daha güneydeki Filipinlere geçelim. Pazartesi günü bu ülkede seçim vardı. Kim seçildi? Başkan Ferdinand "Bongbong" Marcos Jr yani eski diktatörün oğlu. Yardımcısı ise  Sara Duterte yani ülkenin son diktatörünün kızı. Bunlar "hep demokrasi" mi yoksa akıldan toplu kaçışın bir başka örneği mi siz karar verin.

Akılla teması mümkün olduğu kadar az tutmaya özen gösteren memleketimize gelince hangi nadide örnekleri seçeceğime şaşırdım desem yeri var.

Öncelikle bir haber: Türkiye'de geçtiğimiz yıl ocak ile ağustos ayları arasında 177 bin 476 hektar ormanlık alan kül oldu. Peki buna karşın biz ne yaptık? Doğal olarak orman yangınlarıyla mücadele için ayrılan bütçeyi azalttık.

Sonra şu hayatta, TC dışişleri bakanı namıyla Uruguay'da dolaşırken Ermeni Soykırımı anması yapanlara sırıtıp, kurt işareti gösteren başçavuş özentisi olmak da var.

Başka? Kendi kısıtlı sağcı aklının girdabında boğulmakta ısrar eden İmamoğlu'na, aşağıda yer bulamayıp ona otobüs üslerinde eşlik edenlere falan değinmeye gerek yok. Ama şu meseleye hala aklım pek yatmadı. Nasıl oluyor da kontrgerilla artığı kankasıyla "derinler"e inerken "lan oğlum iniyoruz da buradan nasıl çıkacağız..." samimiyetinde muhabbet yapan "liberal" muhteremlerin varlığı bir yana, bu laflar gevrek kahkahalar eşliğinde edilirken kimsenin gıkının çıkmayışı garip değil mi?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.