28 Şubat’ın iki yüzü

Cihan DENİZ yazdı —

3 Mart 2021 Çarşamba - 23:00

  • Bugün aktörleriyle de 28 Şubat zihniyet işbaşındadır. Ülkenin yaşadığı sorunlar karşısında aynı reflekslerle hareket etmektedirler. Gelinen noktada, ülkenin içine sürüklendiği bataklığın 28 Şubat darbesinin ülkeyi sürüklediği bataklıktan hiçbir farkı yoktur.

“Darbe”,” sivil anayasa”, “insan hakları eylem planı” gibi aslında herkesin bıktığı ve iktidarın gündemi oyalaması dışından pratik olarak hiçbir anlamı olmayan tartışmaların ortasında bir 28 Şubatı daha geride bıraktık.

28 Şubat, o gün yaşanmış iki ayrı olayla aslında Türkiye siyasi tarihinin kısa bir özeti gibidir. Türkiye siyasetindeki gelgitler, bir uçtan diğer uca savrulmalar, karanlık bir geçmiş ile aydınlık bir gelecek adeta tek bir güne sığmıştır.

Şöyle de diyebiliriz; 28 Şubat, Türkiye siyasi tarihi açısından tam da Roma mitolojisindeki Janus gibi geçmişe ve geleceğe bakan iki ayrı yüze sahip bir gündür.

28 Şubat bir yanda post-modern bir darbenin yaşandığı, Türkiye’deki askeri-vesayetçi güçlerin verdikleri muhtıra ile sadece siyaset alanını değil, tüm bir toplumsal yapıyı yeniden şekillendirmeye giriştikleri gündür. 28 Şubat’ın bu yüzü Türkiye’nin karanlık geçmişine bakmaktadır. O geçmişte darbe vardır, vesayet vardır, baskı vardır, hak ve özgürlüklerin tasfiyesi vardır, yoksulluk vardır, yolsuzluk vardır.

Ama 28 Şubat’ın bir de iktidar ne kadar unutturmaya çalışırsa çalışsın halkların geniş kesimlerinin olmasa da en azından Kürtlerin asla unutmadığı bir de aydınlık ve umut dolu bir yüzü vardır. İmralı’da yürütülen görüşmelerin sonunda üzerinde anlaşılan noktalar 28 Şubat 2015 Dolmabahçe’de İçişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı düzeyinde hükümet temsilcileri ve İmralı Heyeti tarafından kamuoyuna açıklanmıştı. Sadece Kürt sorunu ile sınırlı olmayacak şekilde bu coğrafyaya barış, demokrasi ve özgürlüklerin gelmesi açısından tarihsel öneme sahip Dolmabahçe Mutabakatı’nın açıklanacağı gün olarak bir askeri darbenin yaşandığı günün yani 28 Şubat’ın seçilmesi asla tesadüf olarak düşünülemez. Mutabakatın açıklanması için seçilen günle aynı zamanda simgesel bir mesaj da verilmektedir.

Ama maalesef daha sonrası olanların hepimiz şahidiyiz. Dolmabahçe Mutabakatı için “hasretle beklediğimiz” çağrı diyenlerin çok kısa bir süre içinde nasıl çark ettiklerini ve bunun sonucu olarak Türkiye’yi nasıl bir kaosa sürüklediklerini yaşayarak gördük.

28 Şubat’ta Dolmabahçe’de aralanan kapıdan Türkiye’ye yayılan umut iklimi, vaat ettiği barış ve demokrasi ile gözleri kamaşan ve iktidarcı bir refleks ile bunları kendi varoluşu için bir tehdit olarak gören AKP, bu kapıyı kapatmış ve kendi varoluşunun devamını 28 Şubat askeri darbesinin simgelediği zihniyete sarılmakta bulmuştur. Dahası, bir yandan büyük bir demagoji ile 28 Şubat sürecinin en büyük mağdurları olduğunu darbelere, vesayetçiliğe karşı olduklarını iddia ederlerken, diğer taraftan bu sürecin aktörleri ile el ele o dönemi fersah fersah aşan bir darbe anlayışını, vesayetçiliği inşa etmeye girişmişlerdir.

Bugün aktörleriyle de 28 Şubat zihniyet işbaşındadır. Ülkenin yaşadığı sorunlar karşısında aynı reflekslerle hareket etmektedirler. Gelinen noktada, ülkenin içine sürüklendiği bataklığın 28 Şubat darbesinin ülkeyi sürüklediği bataklıktan hiçbir farkı yoktur. Bugün HDP kapatılsın, milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılsın diye yanıp tutuşan zihniyet, türbanlı bir kadın milletvekiline Meclis’teki yemin töreni sırasında “bu kadına haddini bildiriniz” diyen zihniyetin güncellenmiş halinden başka bir şey değildir. Sadece siyaset alanında değil ekonomik olarak da, bugün iş başında olan anlayış 28 Şubat darbesinin anlayışıdır. Tıpkı o gün olduğu gibi bugün de ekonomik kaynaklar bir avuç yandaşa peşkeş çekilmekte, kamusal kaynaklar yandaşların daha da zenginleşmesi için kullanılmaktadır.

Tüm bunların sonuçları da farklı değildir: tıpkı o gün olduğu gibi bugün de siyasi, toplumsal ve ekonomik alanlarda her geçen gün daha da derinleşen, halkları baskı altına alan, onları daha da yoksullaştıran bir kriz durumu yaşanmaktadır.

Tüm bu krizlerden gerçek çıkış yolu tektir. Eğer darbelerle hesaplaşılmak isteniyorsa, sivil bir anayasa yapılmak isteniyorsa, vesayetçiliğe karşı demokrasi isteniyorsa ; tüm bunlar gerçekten isteniyorsa Dolmabahçe Mutabakatı bir yol haritası olarak hala orada durmaktadır. Siyasetin yüzü ona döndüğü ve oradaki hedefleri gerçekleştirmek için işe giriştiği gün krizlerden çıkış ve barış, demokrasi v özgürlükler için de büyük bir adım atılmış olacaktır. Bu olmadığı sürece tıpkı dün olduğu gibi bugün de Türkiye’nin kronikleşmiş kriz halinden ve geçmişin karanlıklarından çıkması mümkün olmayacaktır; iktidarda kim, hangi parti olursa oldun. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.