Hep biz ölüyoruz!

Suat BOZKUŞ yazdı —

15 Nisan 2022 Cuma - 23:30

  • Zindanlarda, karakollarda, sokaklarda, iş cinayetlerinde hep biz ölüyoruz. Yani Kürtler, Aleviler, kadınlar, işçiler, emekçiler, devrimciler. Buna dur demenin bir yolunu bulmak gerekmez mi?

Bahar aylarında doğa yeniden canlanır ve renklenirken, her yerden tam tersine içimizi karartan haberler geliyor. Sanki egemen ırkçı zihniyet baharın uyanışını kanla bastırmak, insanlarımızı susturmak istiyor.

Sokaklarda kavgasız- cinayetsiz gün geçmiyor. Bunlara medya-polis işbirliğiyle bin bir bahane uydurulsa da, hiç biri bu cinayetlerin toplumsal nedenlerini, iktidar çetesi tarafından kışkırtıldığı hatta planlandığı gerçeğini örtemez.

Devletin yönetiminde olan cezaevleri, karakollar, hapishaneler ise birer katliam merkezi halindedir. Türkiye’de “Ne zaman işkence olmadı, ölüm olmadı ki?” denebilir. Hiçbir zaman demokrasi, hukuk, insan hakları yüzü görmemiş olan ve bu değerleri içselleştiremeyen bir Türkiye’de her zaman şikayetler olmuştur. Ama bir de bunların tavan yaptığı, iyice zıvanadan çıktığı dönemler vardır. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi askeri darbe ve müdahale dönemlerinde bütün kötülükler tavan yapar, sistemli olarak bütün toplumu sarar. Egemenler toplumu susturup yeni bir kalıba dökmek isterler.

İşte Erdoğan’ın “ustalık dönemi” de, bunlar gibi işkencede, zulümde, katliamda ustalaşma devri oluyor. 7 Haziran seçimlerinden sonra başlattığı “Çöktürme harekatı” halkı susturamadı, sindiremedi. İktidarını kaybetme korkusuyla gözlerini kan bürüyen Erdoğan-Bahçeli diktası şimdi her alanda yeniden saldırıya geçmiş bulunuyor. Bunlar hem Erdoğan-Bahçeli diktasının seçime hazırlık çalışmalarıdır, hem de diktatörlüğe boyun eğmeyen, direnen toplum kesimlerinin ezilmesi ve tasfiyesi harekatıdır.

Her alanda yeni HDP operasyonlarına ve komplolara paralel olarak toplumun tüm direnen kesimlerine saldırıyorlar.
Son günlerde yoğunlaşan ve art arda gelen cinayet-katliam haberlerine bakın:

Adli tıp raporlarına rağmen tahliye edilmeyen hasta tutsakların birer birer ölümü normal uygulamaya döndü.
Direnen devrimci tutsaklar bir bahane ile ek cezalara çarptırılıp işkence ile öldürülüyor.

Son günlerde öne çıkan Silivri zindanında, tahliyesine iki gün kala işkenceyle katledilen Ferhan Yılmaz ve diğer tutsakların üzeri kalp krizi vb. denerek örtülmek isteniyor. Zindanlarda onlarca yıldır tutsak olan ve tahliyesi yaklaşan çok sayıda tutsak var. Erdoğan diktası bu tutsakları serbest bırakmamak ve katletmek için her oyunu oynuyor.

Tutsak ailelerinin, kayıp ailelerinin direnişlerini bastırmak için her türlü zulüm yapılıyor.
Aylardır adalet diyerek direnen Şenyaşar ailesinin direnişi, devletin saldırılarına rağmen Urfa adliyesinin önünde sürüyor.

Dışarıda kadın ve işçi cinayetleri artarak sürüyor.

Bu zulmün ortak yanı, hepsinin de devlet tarafından maaş verilen memurlar tarafından, devletin güvenlik birimleri tarafından ve devlet olanaklarıyla sivil halka yönelik işkence-katliam olmasıdır.

Devlet cinayet-katliam sanıklarını serbest bırakır, gardiyanlar-polisler insanları öldürür, polis adliyede avukat döver. Savcılar ağzını bile açmaz-açamaz. İşte Erdoğan’ın ustalık devri budur. Katliam ve soygun ustası…

Erdoğan “Yeni Osmanlı” vaat ediyordu. İşte zindancılıkta, zulümde, katliamda Yeni Osmanlı eskisini geçti. Sağcı siyaset bezirganları “Şu mübarek Ramazan gününde oruçlu ağzımla size yalan mı söyleyeceğim?” derlerdi. Şimdi şu mübarek Ramazan günlerinde ağızlarından kan fışkırıyor, elleri kan içinde, cinayetlerine devam ediyorlar.
 
"Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın." demiş Albert Camus.
Bir ülkede insanların nasıl yaşadığı önemlidir ama nasıl öldüğü-öldürüldüğü o ülkeyi tanıtan en iyi göstergedir.
Hrant Dink’in anmasında gençlere sabır tavsiye eden bir kişiye cevaben bir genç, “Abi, tamam da… Ama hep biz ölüyoruz” diyerek isyan ediyordu.
Zindanlarda, karakollarda, sokaklarda, iş cinayetlerinde hep biz ölüyoruz. Yani Kürtler, Aleviler, kadınlar, işçiler, emekçiler, devrimciler…
Buna dur demenin bir yolunu bulmak gerekmez mi? Buna dur diyemedikçe, hepimiz de bu cinayetlerin suç ortağı olmaz mıyız?
 

suatbozkus@gmail.com
twitter.com/suatbozkus

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.