Soykırım gerçeği…

Cihan DENİZ yazdı —

21 Nisan 2021 Çarşamba - 23:00

  • Soykırımla ilgili en tehlikeli yaklaşım, onu güncelden soyutlayıp tarihin bir konusu olarak gören anlayıştır. Gerçek bir yüzleşme ise soykırımı tarihsel bir olgu olarak görmenin ötesine geçmektir. 

Tarihin en büyük paradokslarından biri, belki de, medeniyetlerin beşiği Anadolu ve Kürdistan coğrafyasının kaderinin kan ve gözyaşı olmasıdır. Tarih boyunca farklı milletlerin, farklı inançların bir arada yaşadığı bir halklar bahçesi olan bu coğrafyanın kaderinin katliam ve soykırım olmasıdır.

Aslında tam da medeniyetlere beşiklik etmesi, bir halklar bahçesi olması nedeniyle kaderi gözyaşıdır, kandır, katliamadır, soykırımdır. Bu coğrafyanın zenginlikleri aynı zamanda onun bu acı kaderidir de.

Özellikle de her alanda tekçiliği bir amentü olarak kabul eden modernite ile birlikte, yaşanan acılar da katlanmış ve adım adım soykırım politikaları devreye konulmuştur.

Çünkü ne modernitenin amentüsü olan tekçiliğin ne bunun ideolojik formu olan milliyetçiliğin ne de bunların devlet biçimi olan ulus devletin bir coğrafyada hakim ulus ve inanç dışında başka halklara, milletlere, uluslara tahammülü yoktur.

Bu tekçi anlayışa göre bir coğrafya sadece bir halka ait olabilir, bu halkın sadece bir inancı olabilir; orada sadece bir ulusa, bir inanca yer vardır. Hakim ulus ve inanç dışındakilerin bırakın özgür olmayı, var olmaya bile hakları yoktur. Tekniğin, iktidar aygıtlarının çok daha yetkinleştiği modernite ile birlikte, onları bekleyen kader soykırımdır; ülkenin içinde bulunduğu politik ve sosyolojik durum ile dünya konjonktürüne göre ya fiziki bir soykırım şeklinde ya da hakim ulus ve inanç içinde asimile olmak şeklinde. 

Bu anlamıyla soykırımı, bir coğrafyadaki tüm farklılıklar ortadan kaldırıncaya kadar farklı biçimlerde ve farklı yöntemlerle devam eden bir mekanik olarak görmek gerekir. İktidarlar öteki olmadan, toplumun bir kesimini diğerlerine karşı ötekileştirmeden varlıklarını sürdüremedikleri için bu soykırım mekaniği tekçi/milliyetçi anlayış var olduğu sürece, halklar ulus devlet içinde yaşamaya mahkum olduğu sürece varlığını bir kısır döngü şeklinde devam ettirecektir.

Bu kısır döngüyü kırmanın yolu ise soykırım ile gerçek bir yüzleşmedir. Gerçek bir yüzleşme ise yaşanan acıları bir soykırım olarak tanımanın ötesine geçmek anlamına gelmektedir. Bu, kuşkusuz çok önemlidir. Ama soykırımların önüne geçmek için yetersizdir.

Soykırımla ilgili en tehlikeli yaklaşım, onu güncelden soyutlayıp tarihin bir konusu olarak gören anlayıştır. Gerçek bir yüzleşme ise soykırımı tarihsel bir olgu olarak görmenin ötesine geçmektir. Gerçek yüzleşme, soykırımı ardında yatan ideoloji ve sınıf ilişkileri ile, içinde örgütlendiği devlet biçimi ile bizimle yaşamaya devam eden bir gerçeklik olarak görerek yüzleşmedir; diğer bir değişle bizimle yaşamaya devam eden bir zihniyet olarak yüzleşmedir. Ancak bu şekilde yapılacak gerçek bir yüzleşme ile iktidarların soykırımcı politikaları ile mücadele edilebilir.

Ve bu yüzleşme ve soykırım ile mücadelenin bir diğer önemli şartı da, her halkın ve inancın sadece soykırım faillerine değil, kendisine de aynada bakmasıdır. Bunun anlamı sadece soykırımlarda varsa kendisinin rolü veya katılımı ile yüzleşme değildir. Bu da çok önemli bir konudur, ama bunun da ötesine geçilmesi gerekmektedir. Yani her halk, inanç tekçilik, milliyetçilik ve ulus devlet ile kendisinin ne kadar zehirlendiği ile hesaplaşmasıdır. Ve bünyesinden bu zehri atmanın yollarını aramalıdır.

Bunun yolu da soykırımla hesaplaşmayı bir adım ileri götürüp, soykırımları besleyen tekçilik, milliyetçilik ve ulus devlet anlayışları karşında bize zorunluluk olarak dayatılanların ötesinde gerçek bir alternatifi ortaya koymak ve bunun hayata geçmesi için kararlı bir mücadele vermektir. 

Ancak soykırım hakikati ile bu şekilde yapılacak bir yüzleşme bizi gerçekten özgür kılacaktır. Halkların ve inançların birbirini ötekileştirmeden, iblisleştirmeden özgürce ve eşit bir şekilde yaşamasının yolunu açacaktır.

Bu bağlamda, büyük zorluklar ve yetmezlikler içinde Kürt siyasi aklının ortaya koyduğu ve hayat bulması için büyük bedeller ödeyerek mücadele verdiği “demokratik ulus” tam da bunu amaçlamaktadır. Demokratik ulus esprisi, Kürtler açısından geçmişte bu coğrafyada yaşanmış soykırımlar için bir özeleştiri olmanın ötesinde soykırımın, asimilasyonun ne bu coğrafyanın ne de bir bütün olarak insanlığın kaderi olmadığını gösteren ve felsefesiyle, ideolojisiyle, siyasi yapılanmasıyla tüm insanlığa hitap eden gerçek bir demokrasi bir alternatiftir. Ve bu noktada Zizek'in Kobanê Üniversitesi’nde verdiği online derste, "Kürtler, sizler, bir ütopya oluşturdunuz. Demokrasi radikal bir şekilde yeniden inşa edilmeli. Bunu sizden öğreneceğiz" demesi tam da bu gerçeğe işaret etmektedir. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.